Deniz Feneri Hikayeleri
Haydi Bana Rastgele
Şimdi ufuktan görünecek dedi
Deniz Feneri,
Fazlaca yaktı ışıklarını,
Fazlaca yaktı ışıklarını,
Karşıya bak, en sevdiğim gemi
geliyor,
Ses etmedim,
Nasıl anlatsam bilemedim,
Batan gemiyi, terkeden sevgiliyi,
Asla dönmeyecekler ki,
Ses etmedim,
Nasıl anlatsam bilemedim,
Batan gemiyi, terkeden sevgiliyi,
Asla dönmeyecekler ki,
Bitti…
![]() |
Haydi Bana Rastgele - Velhasıl Galata | Prefabrik Hayaller |
Gece
boyunca iki şişe şarap devirdiğini, vestiyer önünde tepetaklak devrildiğinde
anladı. Ayakta duramıyor, başı çatlıyordu. Banyo kapısından içeri kendini
atabildiğine sevindi. Soğuk suyun bedeninde yarattığı antidepresan etkisi ile
önceki gece olan biten herşeyin yerli yerine oturduğunu farketti.
Oleg
ve Vladimir ile Paşaköy Limanında demirlemiş fiber teknede buluşması
gerektiğini hatırladı. Kanı çekilir gibi oldu. Yıldırım hızıyla kurulanıp
giyindi. Belçika yapımı 9mm Browning'i beline yerleştirdiği sırada telefonuna
gelen "geç kaldın" mesajına delirip, "şerefsiz komünistler, şu iş bitsin geberteceğim hepinizi" dedi.
Aynadaki aksine baktı, söylediğine kendi de inanmadı. Azılı Rusların canını
okumadan, otelden ok gibi fırlayıp Paşaköy Limanına yol almak için arabanın
gazını kökledi.
Paşaköy Limanı, onlarca balıkçı teknelerinin yuvası olan barınakları ile İstanbul'un balık ihtiyacının büyük bir kısmını karşılar. Gün ağarmadan vira bismillah deyip nasibini arayan tekneler ve bıçkın kaptanları, cömert ev sahibi hırçın Karadeniz'in koynunda bulurlar kendilerini. Bin bir zahmetle örülen ağlara gelen balık, hanelerin ekmeği oluverir. Üç yanı denizlerle kaplı memleketimde; balıkçı mı denize sevdalı, deniz mi balıkçıya vurgun bilinmez. Bilinen o ki, denizcinin gözünde deniz kadın gibidir. Üretken ve anaç deniz, her vakit bu sevdanın başkahramanı olarak seyir defterlerinin en kıymetli sayfalarında yer alacaktır.
Limana tabir o ise tepeden bakan, kaptanların
kadim dostu Rumeli Feneri, gece
boyunca teknelere öncülük eder. Köye hakim tepede endamı ile Karadeniz
kıyılarının zifir kaplı karanlık koylarında ve fırtınalarda gemilere kucak
açar. Yıllarca yalnızlığı buram buram yaşayan, gemicilerin dostu, tarihin
sessiz tanığıdır.
Dört
numaralı balıkçı barınağının arka tarafına park etmiş siyah 600 SL Mercedes’i
gördü. Arabanın yanında bekleyen, siyah takım elbiseli iki yarma korumanın
refakatinde fiber ultra lüks tekneye geçtiler. İki fotoğraf negatifinin üst
üste gelmesine benzeyen tipte iyi giyimli Oleg ve Vladimir, Necati’ye bozuk
Türkçe’leri ile soğuk bir “hoş geldin” dediler.
Uluslararası organ mafyasının merkezi
bir süredir Rusya’da Yekaterinburg varoşları olmuştur. İnterpol ve Rus
yetkilileri ile kedinin fareyle oynadığı gibi oynayan bu amansız çete
liderlerinin öncülük ettiği bir gurup Rus, Türkiye’ye kanca atmış, sinsi
oyunlarını ve akıl almaz planlarını devreye koymuşlardır. Mafyanın olduğu yerde
kirli ve kolay kazanılan para kokusu vardır. Çaresiz, kaybedecek bir şeyleri
kalmamış olan insanların üzerinden oynan pis oyunlardır bunlar. Bir de sahnelenen
bu oyunun figüranları vardır tabi. Necati milyonlarca Dolarlık oyunun, küçük
figüranı, çetenin zavallı maşasıdır. Yıllar önce bir gece fırtınada batırdığı
“Poyrazın Oğlu” isimli geminin sahibi Şileli Necati..
Tarih yapraklarının 10 sene önce Kasım
ayını gösterdiği, meteorolojinin Batı Karadeniz kıyıları için yoğun fırtına
alarmı verdiği, bulutların şimşekler ile dans ettiği bir gece uyarılara kulak asmadan
denize açılır Necati. Azgın dalgalar ile boğuşan Poyrazın Oğlu maalesef Koç
Katımı ve kuvvetli Poyraz fırtınalarına mağlup olur. Zamanında hamle yapan
Sahil Kurtarma botları tüm personeli ve Necati’yi kurtarır, fakat ailenin tek
geçim kaynağı olan tabir oysa ekmek tekneleri Poyraz’ın Oğlu hırçın
Karadeniz’in derin ve karanlık sularına gömülür. Necati’nin hayalleri, geçmişi
ve çocuklarının geleceği manasız bir Karadeniz inadına kurban gider. “Denizle
şaka olmaz, denizle barışık olan, kazanan olur” demiştir usta bir denizci
halbuki.
“Planladığımız
tarih yarın gece doluyor Necati, söz verdiğin otuz erkek için hala üç eksiğimiz
var. Seni uyarıyorum, 24 saat içinde üç kişiyi bul ve bu lanet olası gemi
enselenmeden limandan ayrılsın” dedi Vladimir. “Yarın öğlene kadar Necipler
köyünden üç erkek daha geliyor. Dert etmeyin. Elli Bin dolar için değil
böbreğini, tüm organlarını vermeye hazır bu insanlar” dedi Necati. Bacakları
masanın altında tir tir titrerken.
Kasabanın kahvesinde çekişmeli bir
pişpirik oyunu sonrası kulağına çalınmıştı Necati’nin. “Böbrek avcıları varmış”
dedi Hasan. Çok para verirlermiş. Limana demirleyen Ruslar’a ait kuru yük gemilerinin
tayfaları Türk balıkçılar ile çene çaldıklarında çıkıvermiş mevzu. Fırtınada
teknesini kaybeden Necati umursamaz ama içten içe meraktan çatlar edası ile
olan biten hakkında gizli gizli malumat aldı. Kim bilir bu iş ile paralanır,
uzun zamandır küs olduğu Karadeniz’e yeni teknesi ile efsane bir dönüş
yapabilirdi. “Hem köylü de kazanacaktı. Zaten fazladan bir böbrekten ne olurdu
ki? Yedeği var nasılsa” dedi sırıtırken..
Kısa bir liman turundan sonra tüm
detayları öğrenen Necati, evinde bir akşam yemeği sonrası Oleg denen adam ile
telefonda konuşmayı başarmıştı. Sonraki hafta anlaşma için Limana gelen çete
liderleri, içinde küçük bir ameliyathanenin olduğu Anton Checkov adlı gemide Necati
ile el sıkıştılar.
“Anlaştığımız
gibi, 30 erkek gemiye ayak basmadan Hacı Demir adındaki şahsa 30 kişi için yirmi beşer
bin Dolar ön ödeme yapılacak. İş bitiminde yani siz böbreklere kavuştuğunuzda
kalan yirmi beş bin Dolar gemide köylülere dağıtılacak. Bir de benim payım var
tabi. Şimdi söz verdiğiniz gibi beş yüz bin Dolar avansı görelim. Kalanı iş
bitiminde ödersiniz” dedi Necati.
Boncuk
boncuk terleyen Necati, insan bozması Oleg’in dikkatini çekmişti. “Bir oyun
yaparsan Batum’a kadar gemide bizim misafirimiz olursun Necati. Sonra tüm
organlarını Rusya’da köpeklere atarım.” Fonda Tchaikovsky’nin bir numaralı piyano
konçertosu çalıyordu. Binlerce dolarlık deri döşemelere yayılan Oleg Russian
Standart markalı lüks votkasının kapağını büyük bir keyifle açtı. “Kadehimi
Türklere kaldırıyorum”…
İçinde
beş yüz bin Dolar olan çanta ile Rumeli Feneri’ne gitmek için arabasına bindi.
Korkuyordu. Bir aksilik olursa üç yavrusu yetim kalacaktı. “Ya yeni bir ekmek
teknesi, ya Necati” dedi direksiyonu yumruklarken. “Ölmek var dönmek yok ulan.
Kaderin bir kazığını yedim, ikincisi midede gaz yapar” dedi, bir parça yüreğine
su serpildi.
Rumeli
Feneri’nin otuz yıllık bekçisi Halil amca demir sürgülü kapıyı aralayıp Necati’yi
buyur etti. “Hayırdır evlat betin benzin atmış. Poyrazın Oğlu’nu yitirdiğinden
beri hiç böyle görmemiştim seni!!” Necati anlattı, Halil amca dinledi. Çantayı
Rumlardan kalma şarap mahzenine gizledi. “Hakkını helal et Halim amca, Ayşem ve
Çocuklar emanet sana”
Sabahın dördü, tüm balıkçı tekneleri
limandan ayrıldı. Önceden planlandığı gibi tüm gece kapı kapı gezen Recep 30
köylüyü kiralık midibüs ile evlerinden aldı. Kimselerin olmadığına kani olan
Necati köylüleri Anton Chekhov adlı gemiye bindirdi. Görünürde bir aksilik
yoktu. İnsan azmanı, korumalar güvertede pozisyon aldı. Tam otuz sağlıklı
köylü. Tanesi bir milyon Dolardan Rus sosyetesine sunulacak böbrekleri için sıraya
girmişlerdi. Doktor Aleksey Yuşkin kurbanları son bir sağlık kontrolünden
geçirdi. “Herşey tamam. Boğa gibi sağlam bu adamlar” derken sinsice güldü.
Ameliyathanede son hazırlıklar
tamamlanmak üzereydi. Anlaşma gereği 30 köylünün alacağı olan 750.000 Dolar
Hacı Demir’e teslim edildi. Oleg, Vladimir ve Necati geminin kaptan köşkünde
beklemeye koyuldular. Bir sigara içmek üzere izin isteyen Necati güverteye
çıktı. Sigarasını yaktığında Rumeli Deniz Feneri işareti aldı. Gece boyu beyaz
ışıkları ile karanlık denizi ve kıyıları gezen fener Necati’den gelen işaretle
kırmızı ışıklarını yaktı. İnterpol, Rus polisleri ve Sahil Güvenlik
Komutanlığına bağlı askerleri taşıyan bir hücum botu ve dört sahil koruma
teknesi limanda pozisyon almış, son emri bekliyorlardı. Deniz Binbaşı Selim fenerden
gelen uyarı ile operasyonu başlattı.
Sabahın ilk ışıkları ile birlikte
tamamlanan operasyonda sekiz suçlu teslim alındı. Çıkan çatışmada Oleg ve
Vladimir ile birlikte dört koruma ve bir sivil öldürülmüştü. Kimliği sonradan
tespit edilen Necati’nin cesedi sahil koruma teknesi ile Liman Müdürlüğüne
teslim edildi.
……
Necati
Fenerin sahanlığına çıktı. Peşi sıra Halil amca izledi onu. “Sürüsüne bereket yıldıza bak hele Halil amcam. Ay ışığı
deniz üzerinde beyaz tülden elbisesi ile adeta dans ediyor he ne dersin? Kâinatın
bu sonsuz nizami terazisinde bir şakulü kayan benim vesselam sanki. Hiçbir işim
hayra gitmedi be Halil amcam. Yine böyle bir gecede radardan balık sürüsü
görmüştük. Haritada yeri işaretleyip bir sonraki fırtınalı gecede sürünün
peşinden gittik. Sonu malum bilirsin. Balıkçının kaderi bu olsa gerek, ya
rızıkla dönersin, ya boş ağları dürersin. Ama kaç kaptan canının bir parçasını
denizde bırakır da döner. Kös kös be Halil amca. Sıçayım senin kaptanlığına
demezler mi? Dediler Halil amca. Götüyle güldüler yıllarca. Ama yavma yok. Şimdi
tertemiz bir geceye kucak açıyorum aha bu Fenerin dibinde. Yarın yine bir balık
sürüsü için harekete geçeceğim. Bu defa iki ayaklı balıklar yakalayacağım. Konuştuğumuz
gibi, sabah ilk iş Sahil Koruma Komutanlığından Binbaşı Selim’i aramayı, mahzendeki
çantayı Ayşe’ye teslim etmeyi ihmal etme. Haydi Bana Rastgele"
*Hikayedeki yer, zaman, olaylar ve insanlar tamamıyla kurgudur.
Paşaköy LimanıRumeli Feneri
37 Yorumlar
Çok beğenerek okudum, emeğinize sağlık. İlk başta yadırgadığım aralardaki açıklamalar da çok iyiydi, farklı bir hikaye şekli olmuş. Konu çok güzel ve üzücü ama anlatış şekliniz sürükleyiciydi.
YanıtlaSilDevamını diliyorum :)
Her zamanki gibi çok zarifsiniz. İçten, samimi ve destek dolu yorumlarınız bana cidden moral oluyor. Böyle bir durumda bir sonraki hikaye için kendimi iyi hissediyorum. Çok teşekkür ederim. Eksik olmayınız.
SilTanerim yine çok başarılı, tebrik ederim.
YanıtlaSilBoracım başka bir frekans kanalın denedim. Başarılı olduysam ne mutlu bana. Çok teşekkür ediyorum can kardeşim. Eksik olma.
SilFlashback severim. Öyle çok kafa karıştırmadan, zihni yormadan yumuşacık geçişleriniz çok hoşuma gitti. Hikayelerinizde "ters köşe" kavramının hakkını veriyor, okuru şaşırtmayı da başarıyorsunuz... Bu, özel bir ustalık gerektirir ki, sizde ziyadesiyle mevcut olduğu aşikar :) Umarım her şey gönlünüzce olur. Yüreğinize, kaleminize sağlık...
YanıtlaSilDestek dolu, samimi içten yorumlarınız için kalben teşekkür ediyorum size Deniz hanım. . Okurları sıkmamak için farklı konulara da parmak basmak istiyorum. Eşim çok sık uyarırır beni. Hep acı hep dram, Allah aşkına başka şeyler de yaz, içimi kararttın :))
SilBilmukabele, sizin de herşey gönlünüzce olsun. Eksik olmayın e mi!!!
heeey hoşgeldin blogunaaa :)
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim sevgili arkadaşım :)
SilBir Karadenizli olarak Kuvayi milliye destaninda beni en cok ceken satirlardir;
YanıtlaSil"Kucuk, kurnaz ve magrur gidiyorlardi Karadenize,
Dumende ve bas altlarinda insanlar vardi ki, bunlar uzun egri burunlu ve konusmayi sehvetle seven insanlardi.
Lacivert sirtli hamsilerin ve misir ekmeginin zaferi icin hic kimseden hicbirsey beklemeksizin bir sarki soyler gibi olebilirdiler." (Nazim Hikmet)
Necati nin bir sarki soyler gibi olume yurumesinden Nazimin destansi ve kekremsi tadi geldi. Hasin ozel sektorun asiri realist devinimleri sahsen benden kitaplari, sarkilari, siirleri ve dahi bu hevesleri almisken sende nasil bu kadar betimleme ve edebi yetenege meyil ve mecal birakti anlamiyorum agabey. Dirayetini ve yetenegini alkisliyorum gercekten)) Gelecek olana simdiden selamla cok cok tebrikler.
İşte blog aleminin en samimi en kral yorumcusu şeref vermiş Yorum değil mini bir blog yazmış yine :)
SilBenim güzel yürekli kardeşim aşırı realist Özel sektör belki de mecburen böyle yaptı bizleri. Her vakit duygusuzluk, tek düzelik, ruhsuzluk rüzgarlarında o kadar çok savrulduk ki, bir parÇa yaş kemale erince kaybolmuş puzzlenın parçalarını nihayet toplayıp öze dönebildik. Çok çektik Gökhanım çok. Mecburen edebiyata, sanata sarıldık. Yaralara nasıl iyi merhem oldu bir ben bilirim.
Aslan kardeşim sen de şu mecraya tekrar bir giriş yapsan. Şu efsanevi kalitedeki yorum yeteneğini düz yazıya dökebilsen. Nasıl da iyi olur. İlaç olur. Kafayı reset olur. İnce ruh dünyasına güzel bir giriş olur. Kelimeler arasında hoş seyahatler olur kardeşim. Ha gayret. Yazalım hadi. Bu arada müsait olduğunda muhakkak bir kahve içelim güzel yüreklim. Gözlerinden öpüyorum.
O kadar sene ozel sektorde mudur ve ikinci adam olarak hep havadaki elektirigi kimseye carptirmadan yakalayip usulca topraga ilettin neticesinde bunyenin muteessirligine anlam verebiliyorum sahsen efendi agabey. Lafi gelmisken altini cizeyim bugunku amiyane ama tam isabet tabirle adamin dibiydin o zaman da.
SilTeveccuh etmissin tabi ki ama benim bu mecralara tekrar edecek bir girisim hic olmadi zaten ilkokul kompozisyon yazililarindan baska yazili eserim yok)) Diyecegim o ki siir sanat edebiyat her bunyeye sart eyvallah da bunye aliyo mu esas mesele bu)) Gecen zaman, giden saflik derken benden kalan kim onu bilemiyorum mesela kendi namima. Ortaokulda Ahmet Kayanin yeni bi cekme cakma filan hisirtili misirtili kaseti elime gectiginde o kaseti teybe sokup playe basana kadar soluklanmadan eve kosardim valla billa sonra da agzimin sulari akarak dinlerdim o kasetleri. Wilbur Smith in "Bir serce dustu" romanini, Amin Malouf un Semerkant ini fena bi keyifle, olcsen belki 140 tansiyonla okumustum mesela o zamanlar. Universitede secmeli muzik dersinde her hafta konservatuardan birkac ogrenci beraberinde degisik enstrumanlar getirirdi Engin Titiz Hoca, hipnoz frekansindan ders zili cikartirdi beni ne fena hayran olurdum bu insanlara ya. Uskudar tekel sahnesinde yanilmiyosam Fikret Kuskan di tek kisilik bi oyunu vardi dumur olmustum resmen adamin yeteneginden sanatindan. Simdi 7 yildir Ukrayadayim Kiev ve Odesa operalarinda dunyaca namli en iyi opera bale tiyatro performanslarini canli seyredebilme sansim oldu rutinden cikmak filan guzeldi her neresinden bakarsan bak keyifli tabi ama gel gor ki bu yukarda ornekledigim eski hazlara yaklasamadim bile. Is hayati mi etti bunu bana yoksa icine dustugumuz cenderelerin, can havlinin, belki zamanin kacinilmaz neticesi mi bilmiyorum. Velhasil elde kalan, pek de hakkiyla bir seylerden zevk alamayan anlam bulamayan kalasla devam ediyorum sahsen agabey o yuzden senin ronesansina bakiyorum burdan kendime ornek alabilmek icin. Milletimizce cok ziyan edilmis eserlerden sadece birisidir Fikret Kizilokun Ataturkun agzindanmis gibi yazilmis seslendirmesinde geciyor "sanata ve bilime, soyledigin turkuye, aciktigin ekmek kadar acikiyorsan ne mutlu sana" diyor. Tam da senin benim vaziyetim aslinda degil mi? Senin sanat istahin var masallah)) ben de iste tam umutsuz degilim ki, ekmek kadar olmasada da halen acikiyorum en azindan sanata bilime ve o turkulere. Kahve icelim agabey tabi ki cok memnun olurum. Kieve gelirsen hatta Russki Standart bile iceriz)) Selamlar
Kısa, öz ve anlamlı. Tebrik ederim çok hoş bir yazım diliniz var, başarılar
YanıtlaSilGökhan bey çok teşekkür ederim destek dolu yorumunuz için. Eksik olmayın..
SilAaa ben bu yazınızı okudum yeni yazınız var mı acaba diye geldim ama bu yazıda yorumum yokmuş ayıp bana, ama okudum yorum yapmamdan geçmişim çok özür dilerim ama okuyup sevdipim kaleminiz gerçekten güzel yazma mevzuunda bir eğitim almayı umuyorum 2020 hayallerimde var inşallah 🤗
YanıtlaSilEstağfurullah okuma zahmetine girmiş olmanız bile çok zarif. Yorum yapmasanız da olur. Çok teşekkür ediyorum uzun zamandır aldığım en güzel mesajlardan biri oldu desem eksik kalmaz. Yazma konusunda bildiğim her küçük kırıntıyı dahi paylaşmaya hazırım. Emin olun. Varolun çok yaşayın e mi :)
SilKısa ve öz :)
YanıtlaSilakıcı ve sıkılmadan okudum :) kaleminize sağlık
YanıtlaSilÇok teşekkür ediyorum, eksik olmayın.
SilÇok güzeldi, devamını okumak istedim. Bence bu hikayelere daha çok yer vermelisin. Çok başarılı bir kurguydu. Gerçi arada 500 bin, 750 bin karışıklığı oldu bende :)) Geri dönüşleri çok başarılı uygulamışsın. Keyifliydi, emeğine yüreğine sağlık.
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim sevgili Mühendis Bey. Beğendiğinize çok sevindim diyebilirim.
SilBeynimin haşlandığı gerçeğine rağmen ( bir hikayeyi tamamlamak, konuyu dağıtmadan, okuru sıkmadan - uzun diye tabir edilip paragraf atlayan okurlarım var - mantıklı bir sona bağlamak, zaman ve mekan yanısıra kahramanlar ile ilgili araştırma yapmak şaka değil 5-6 günümü alıyor 😁 )
Amatörce de olsa kurgu hikayeler yazmayı seviyorum. Gelecekte hayalini kurduğum kitap projemin eskizleri bu çalışmalar. Devamı olacak. Sizlerin canı gönülden destekleri moral oluyor. Varolun.
500 bin usd Necati'nin alacağı rakamdı. Köylülerin alacağı 750 bin usd. :)
Eksik olma dostum. Kal sağlıcakla.
Çok gerçekçi ve etkileyici buldum öykünüzü Taner Bey. Emeğinize yüreğinize sağlık. Organ mafyası konusunu daha çok işlemek ve insanları bu konuda daha çok bilinçlendirmek gerekiyor.
YanıtlaSilHer zaman olduğu gibi destek dolu mesajlarınız için çok teşekkür ederim Yıldız hanım, eksik olmayınız.
SilMaalesef insan kaçakçılığı, organ mafyası günümüzün insanlıktan çıkmış paraya tapan çetelerin en kolay para kazanma işleri olmaya devam edecek. Paranın hükmü sanki hiç bitmeyecek bir karabasan misali üzerimize çökmeye devam edecek.
En derin saygılarımla Yıldız hanım, sağlıcakla kalın..
Harika bir yazıya imza atmışsınız gene. Adeta yaşayarak okudum hikayeyi. Gözümde canlandırırken herkesi o kadar güzel betimlemişsiniz ki hiç zorluk çekmedim. Organ mafyası maalesef hayatımızın en karanlık tarafı :( bir ara çocukları kaçırıyorlardı o zaman psikopatlık derecesinde çocuklarıma koruyuculuk yapıyordum. 5 dakika gözümün önünden kaybolsalar korkulara dalıyor korkunç hikayeler yazıyordum. Çok şükür geçti o zamanlar ama hala korkuyorum hem onlar hem de tüm toplum adına
YanıtlaSilLerzan hanım beğendiğinize çok sevindim. Teşekkür ederim vakit ayırıp okumuş ve yorumlamışsınız, eksik olmayın. Evet maalesef böylesine çeteler her vakit cirit atmaya devam edecek. Çaresizlik insana böbreğini sattıracak düzeye getirebiliyor. Allah kimseyi böylesine çaresiz bırakmasın.
Siliyi geceeleer geçerken bi uğradııım :)
YanıtlaSilNe güzel sürpriz yaptın arkadaşım. Varol ya eksik olma e mi?
SilYakın zamanda okuduğum Martin Eden'in tadını aldım hikayenizde. Çok sevdim çok :) Jack London'ın kitabını okurken otobiyografik bir roman okuduğumu bilerek okumuştum. Sizin hikayenizi okurken de kurgu olmasına rağmen, o gerçeklik duygusu capcanlı geçti bir okur olarak. Tebrik ediyor ve merakla kitabınızı bekliyorum :)
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim Aytül hanım, her zaman olduğu gibi yine çok zarifsiniz.
SilKitap konusuna gelince: mevlananın güzel üçlemesini tamamlamayı bekliyorum sanırım. "Hamdım, piştim, yandım.. "
Ham' kısmını atlatmaya gayret ediyorum bu aralar. Sonrasında fırsat olursa kıymetli bir yazara, kaleme aldığım hikayelerimden bir kaçını gönderip fikrini almak istiyorum. Fırında "pişmeye" hazırsın cevabı gelirse vur kalemi kağıda derim. Gerisi Allah kerim..
Artık o büyülü Edebiyat Dünyasının harlı ateşinde, keyifle bir köşede yanmayı çok isterim.
Eksik olmayın, desteğiniz moral oluyor, kuvet veriyor. Sağlıcakla kalın..
Merhaba.Oldukça kaliteli bir blogunuz var sizi takibe aldım.Zaman ayırmak isterseniz sizi de yeni açtığım blogumu takip etmeye davet ediyorum.Sağlıcakla Kalın.
YanıtlaSilhttps://hepfragmanizle.blogspot.com/
Merhaba, teşekkür ederim eksik olmayın. Sayfanızı takibe alıp en kısa sürede paylaşımlarınızı izleyeceğim.
SilTam istediğim yazı biçiminde yazmışsınız.Çok uzatıp insanı sıkmayan cinsten.
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim. Eksik olmayın, vakit ayırıp okumuşsunuz.
SilTaner Bey merhaba. Biz uzun zamandır yoktuk malum. Blogları da dolaşamadık. Siz hikayelere devam etmişsiniz bu arada. Siz hikayelerinizde halkı çok güzel betimliyorsunuz. Çizdiğiniz karakterler toplumda karşılaştığımız içimizden kişiler. Bu çok başarılı bence. Bu hikayede de aynı şeyi gördüm ve keyifle okudum. Teşekkürler.
YanıtlaSilKalemi çok güçlü siz değerli bir yazardan bunları duymak ziyadesiyle gurur verici Gülhan hanım.
SilDestek oluyor, güç veriyor. Moral oluyor. Bir sonraki hikaye için motivasyon oluyor. Ne kadar teşekkür etsem az kalır. Eksik olmayın.
Yurt dışı seyahat rehberi
YanıtlaSilKısa ve öz bir anlatım :) teşekkürler
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim. Beğendiğinize çok sevindim eksik olmayın..
Sil