15 Kasım 2018 Perşembe

Yorumunuz Onaylandıktan Sonra Paylaşılacaktır!!

Fırsat buldukça blogger dostların sayfalarında gezintiler yapıyorum. Eğlenceli olmakla birlikte, bilmediğim mevzularda fikir sahibi oluyorum. Beyin fırtınası yaptıran, dinlendiren, düşündüren, bilhassa kitap yorumları konulu makalelerden cidden keyif alıyorum. 

Buraya kadar herşey normal. Anormal olan - ki bu tamamen şahsi kanaatimdir - beğendiğim ve fikrimi beyan etmek istediğim bloglar oluyor. Yazarın düşüncesine, söylemine katılmak, yanısıra kesinlikle saygı çerçevesinde kalmak suretiyle eleştiriler getirmek istiyorum.




Yorum bölümüne tıklıyor, yazara fikrimi sunmak istiyorum. Yorumumu yazıyorum. Veee karşıma şöyle bir mesaj geliyor : "Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır" !!!

Pekala, yazarın kişisel duruşu olsa gerek, saygı duymak lazım diyerek makaleye yaptığım yorumun onayını bekliyorum. Bingoo, yorumlarımın hiçbiri onaylanmıyor. Ya da yaptığım yorum, yazarın gözünden kaçıyor.

Üzülüyorum..
Neden?

1- Asla olumsuz eleştiri yapmıyorum. Saygısızlığa ise zinhar tenezzül etmem
2- Blog mecrasında saygısızca yorum yapacak şahıslar var mı? Bilemedim. Zira burada sadece aklı selim insanlar düşüncelerini paylaşıyor diye düşünüyorum. "Şuna da bir ayar çekeyim kendine gelsin" diyecek birileri aramızda barınıyor mu? Açıkçası sanmıyorum.

Dolayısıyla yorumlarınız onaylandıktan sonra yayınlanacaktır ibaresi beni rahatsız ettiğini üzülerek belirtmek isterim. Bu mesajı gördüğüm bloglara yorum yapmayacağım, blog hakkında fikirlerimi paylaşmayacağım. Belki aramızda bu çıkışımı benimsemeyecek ve hatta kızacak sevgili okurlar olacaktır. Bağışlasınlar. Fakat benim gibi düşünen de dostların da olduğu kanaatindeyim.

Bırakalım dileyen istediği yorumu yapsın. Beğenmediğimizi siler atarız. Olumsuz da olsa eleştiriye açık olalım. Unutmayalım ki "Haksız eleştiri çoğunlukla şekil değiştirmiş hayranlıktır" Yorum aldığınız bloga nezaketen bir kaç kelam cevap yazalım. 

Nietzsche' nin; "Eleştri güzel bir şey değildir ama gereklidir, ağrı ile aynı işi görür. Çünkü ağrı da vücutta bir arıza olduğunu haber verir" sözü biz blog yazarlarının düsturu olmalı dersem yanlış olmaz sanırım.

Sevgiyle Kalın..




10 Kasım 2018 Cumartesi

Yalnızlığa Terkedilmiş Anadolu Köyleri


Ne zaman bir köy türküsü duysam, şairliğimden utanırım.
(Bedri Rahmi Eyüboğlu)

Geçtiğimiz  haftalarda kaleme aldığım “İstanbul’ un Keşfedilmeyi Bekleyen Köyleri” isimli yazım ile hem okurlardan hem de dostlarımdan çok güzel mesajlar aldım. Eksik olmasınlar, çok beğenmişler, İstanbul’da yaşayıp adını dahi duymadıkları İstanbul’un bilinmeyen köyleri hakkında fikir sahibi oldukları için ayrıca keyif almışlar. Çok memnun oldum. Bir kez daha, tarihini, kültürünü, geleneklerini, safiyane Anadolu temasını kaybetmemek adına büyük savaşlar veren canım köylerimiz hakkında sık sık yazmaya karar verdim. Onların bu amansız mücadelesine ortak olmakla; çocukluğumuzun anılarında kalan, şehir hayatına mağlup olmuş, sürgündeki köylerimizi, hayatın tüm zorluklarına inat, dimdik ayakta kalmaya gayret eden cefakar Anadolu köylüsünü arada bir hatırlamanın hepimize manevi duygular aşılayacağına inancım arttı.

Mengen Yonsaklar Köyü 2


Sürgünde Köylerimiz artık,
Biz onların uzağında kaldık,
Çocukluğumuzla anılarımızdaydık,
Sessizce konuşup anılara daldık,
Acı acı gülümsemeler,
Bir miktar keşkeler aldık.
 …………

Ankara’da Serfi Fotoğrafçılık Fotoğraf Ajansı sahipleri Serdar ( kardeşim ) ve ortağı Figen, bana nispet yaparcasına; “sen misin İstanbul’ un güzel köylerinden bahseden, bak Anadolu’da daha nice efsane köylerimiz var” diyerek fotoğraf sanatçısı dostlarını toplayıp Mengen İlçesine bağlı Yonsaklar Köyünü fotoğraflamaya gitmişler. Ne iyi etmişler. Nefis kareler çekilmiş, fakat maalesef hafif bir burukluk hasıl olmuş fotoğraf üstadlarında, köyün terkedilmiş yapayalnız havasında.

Yaptıkları gezi üzerine uzun uzun konuştuk. Doğası ve insanını, tadı doyumsuz Mengen yemeklerini tatmaya gitmek üzere yola çıkan ekip, karşılarına çıkan yalnızlığa müebbet Yonsaklar köyünü görünce hayli üzülmüşler. Evet köyün yarısı göç etmiş. Şafak vaktiyle temiz havaya uyanan, kapılarını açınca yeşil ovaları, mavi gökyüzüne ulaşmaya ramak kalmış yüksek dağları gören, derenin şırıltısı ile kuş seslerini kucaklayan bir zamanların Köy ahalisi ne yazık ki şehirlere göç etmiş. Canım köy, yaşları epey ilerlemiş tontonlara emanet edilmiş.

Mengen Yonsaklar Köyü 4


Bir vakit yoksullukların dertten sayılmayan, sabahın altısında bahçeye inip günebakanların, kabakların, fasulyelerin boy vermesini bekleyen, sütlü çorbayı, bulamacı, mantıyı, tutmacı aynı tastan yemekten asla gocunmayan, tek sınıflı tek öğretmenli köy okullarında yavrucaklarına ilim irfan öğretmeyi vazife bilen ahali sessiz sedasız veda etmiş Yonsaklar köyüne..

Geride, köyün şimdilerde metruk evleri kalakalmış. Belli ki ayrılık sonrası ızdırap dolu yıllar ev sahibelerine yakılan ağıtlar duvarlara işlemiş. Karakış, yağmur çamur yıkamamış bu canım tarihi. Terkedilmeyi içlerine sindirememişler. Bir omuz atsan yıkılacak ahşap evler, geçmişin izlerini, anılarını, yaşanmışlıklarını ziyaretçilerine mahçup bir şekilde sunar olmuşlar.


Mengen Yonsaklar Köyü 7

Serdar anlatıyor: " Köyü gözlemliyor, içimiz acımaklı her metruk yapıyı özenle fotoğraflıyoruz. Duvarlarına dokunuyorum. Geçmişe götürüyor beni. Düğün telaşı olan bir gün geliyor gözlerimin önüne. Gelin tarafı ayrı, oğlan tarafı ayrı heyecan içinde. Kız tarafı nazlı fakat, erkek tarafı da eksik kalmıyor. Pamuklara saramadığı oğlunu everen kaynana, köye has tekerlemeyi söylüyor kına gecesinde,

"Gelinimin adı Ezme,
Evden eve gezme,
Kırdan kov getirip evin dirliğini bozma,
Dışarıdan bir helke ayran geldi,
Anayı oğuldan ayıran geldi"

Kınalı kuzusunu gelin veren Anne, gözleri yaşlı kınayı alıyor. Acısı yürek dağlıyor, kerpiç duvarların yadigar dostu gaz lambası seyriyor. 


"Benim yavrum, kabakları ekdin de yemeden mi gidiyon,
Dağdan gelirdin gülerek, düğünden gelirdin süzülerek yavrum,
Gene gel kuzum, kınalı kuzum gene gel,
Telli duvağınla çıktığın evine bebelerinle gel,
Nazlı kuzum, ara sıra başıma bakıverirdin, kızınca komşuya kaçıverirdin,
Yavrum, arada anayı bubayı hatırlayıver..."


Mengen Yonsaklar Köyü 9

Figen söz alıyor: "Yolun köye çıkışında sağ köşede bulunan konağın yalnız çatısı değil, dış duvarları da çökmüş. Yıkık duvarların oluşturduğu taş yığınlarının arkasından atılan çöpler içinde kendine yiyecek arayan keçiler görünüyor. Konağın salonundayım. Lambanın isi kartal teleği gibi duvarı yukarı doğru karartmış. Duvarların yüzü yer yer çatlamış sıvalarla kaplı. Gübre, saman ve ot kokusu hakim evin içinde. Bir zamanlar şen şakrak sohbetlerin yapıldığı virane ahır olarak kullanılıyor belli ki bugünlerde. Deklanşöre basıyorum. Vizöre yansıyan manzaranın tarifi imkansız. Yalnızlık var, hayata küsmüşlük var. Gün ışığı dahi nazlanıyor odaların içine girerken. Adeta korkuyor sefil viranaden. Uzanıp ellerimden tutası var tek tük kalmış tırabzanların. Hani anlatılacak çok hikayesi var da dinleyeni yok, yalvarır gözlerle bakarak diyor ki, "hele dur bir dinle, akşam güneş batınca sessizliğe mahkum kimsesiz evlerin isyanına kulak vermeden burayı terketme..Kimbilir kaç çocuk bu duvarların içinde dünyaya merhaba demiş, vakti gelince kaç fani hayata veda etmişti? Bilemedim, çok hüzünlendim."


Mengen Yonsaklar Köyü 11


Yonsaklar köyünün duvarlarında dile gelen sessiz isyanları bunlar. Okul bahçesinden gelen çocuk seslerine, düğün dernek sevinçlerine, bayram ziyaretlerinin keyfine, hasattan gelen parayla eve yeni alınan radyo ve televizyon seslerine, akşam olunca avlu sohbetlerine, bakımı çoktan gelmiş traktörlerin homur homur öksürmelerine, Ramazan davulcusunun sahur sevincine, köyün delisine hasret kalmanın acısı, özlemi bunlar.


Mengen Yonsaklar Köyü 13

İnsanların doğduğu şehirden kurtulma telaşıyla yaşlanıp, doğduğu topraklara defnedilme hayalidir bu. Köy özlemidir. Köyünün hasretidir. Bir vakit sevdiceğini terketmenin hüznüdür. 

Gün biterken yola düşüyor fotoğraf severler. Köyü makus kaderine terk etmenin yürek sızısıyla arabanın dikiz aynasından son bir bakış fırlatıyorlar yıkık dökük viranelere. Kimbilir belki bir gün tekrar ziyaret edecekler, biliyorlar ki dinleyecek çok hikayeler var Mengen ilçesinin Yonsaklar köyünde..

Kimi geçim derdi yüzünden terketmiş doğup büyüdüğü topraklarını, kimi sulara gömmüş bütün anılarını. Hepsi de başka şehirlerin yolunu tutmuş, belki de bir gün geri geleceğiz demişler de o yüzden tüm evlerin kapıları açık kalmış. Şimdilerde kimseler yok. Sadece rüzgarın uğultusu sarmış.


Mengen Yonsaklar Köyü 16


( Fotoğraflar: Serfi Fotoğrafçılık / Ankara / Serdar - Figen )

Kaynaklar: Mengen.gen.tr / Antoloji.com

8 Kasım 2018 Perşembe

Blog Takip Etkinliği



Güzel bir fikir gelmiş sevgili blogger dostlardan, hemen katılmakta fayda var.

Blog Takip Etkinliği,
Sevgili Blog yazarları ve kıymetli Blog okurları yepyeni bir Blog takip etkinliği başlatıyoruz. Umarım Blog keşif etkinliği bloglar için son derece yararlı olur. Bildiğiniz gibi özellikle yeni blog yazarları izleyici sayılarının artmamasından şikayetçi bizde bu soruna bir nebzede olsa çözüm bulmak için bir etkinlik yapalım diye düşündük.


blogger
Resim yazısı ekle

Etkinlik şartlarımız son derece basit;

-Aşağıdaki listede bulunan blogları gfc butonundan takibe alalım.Her blogda farklı bir takip etkinliği yazısı bulacaksınız,yazıların altına yorum yaparsanız blog sahibi arkadaşlar sizin blogunuzu ziyaret edecekler,takibe alıp bir yazınıza yorum yapacaklar.

-Diğer yorum yapan arkadaşlarında bloglarını ziyaret ederek blog takip etkinliğinden geldiğinizi belirten bir yorum yaparsanız takibe dönüş mutlaka yapacaklardır.

-İsterseniz sizde kısa bir yazı yazarak ve aşağıdaki linklerin en altına kendi blogunuzu ekleyerek zincir blog takip etkinliğine katılabilirsiniz.Bu şekilde sizin blogunuzdan yazıyı alan başka arkadaşlarda kendi blog linklerini yazının en altına ekleyecek ve bu şekilde büyük bir blog takip etkinliği yapılmış olacak.

-Yazımı Google plusda paylaşırsanız takip etkinliğimiz daha çok kişi tarafından görülmüş olur.

Takip etkinliğine katılan bloglar,

http://yelizinkesifleri.com/ (Word press tabanlı site izleyici butonu olmadığı için mail abonesi olalım lütfen.)


Blog takip etkinliği süresizdir,her türlü blog etkinliğe katılabilir.Blog keşif etkinliği,blog takip etkinliği hepimize hayırlı uğurlu olsun.





4 Kasım 2018 Pazar

Çağımızın En Anlamsız Kelimesi : Vaktim Yok!!

Kara Cuma.. Alışveriş çılgınlığından değil, malum akşam ofisten eve dönerken yaşadığımız; makus kaderimin değişmezlerinden birincisi olmaya aday İstanbul' un akşam trafiğinden bahsediyorum efenim. iki saatlik zaman zarfında, kişilik değiştirip, boyut atladığım, paralel evrende yolculuklar yaptığım, sakin kalabilmek adına her türlü şirinliklere büründüğüm, etrafımdaki sinirden patlamaya hazır, parça tesirli, adeta saatli bombaya dönüşen diğer şoförler ile asla muhatap olmadığım Kara Cuma akşamları.. 

Neyse ki hafızamda her vakit diri tutmaya özen gösterdiğim; "Sahil Kasabasında İnzivaya Çekilmek" hayalim ile bahse konu trafik çilesinden bir parça uzaklaşıyorum. Aksi halde, fırtınaya mahkum bir gemi misali karaya ulaşmak mümkün değil. Özellikle dikkat ettim, bu hayalim beni güçlü kılıyor, ayakta tutuyor. Aileme, evime ve hatta işime sıkı sıkıya bağlanmama sebep oluyor. Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez sözünü işte bu yüzden çok seviyorum. İnsan olduğumu hatırlıyorum, aramızda dolanan insan görünümlü yapay zekalı makinelere inat..

Çok şükür "Amatör Fotoğrafçı" dostlarımın ev sahipliğini yaptığı Fotoğraf Sergisi davetinin ben de yarattığı keyif, trafik çilesini kısmen atlatmama yardımcı oluyor dün akşam. Heyecanla sergi salonuna varıyorum.

Dostlarım, tasarımı ve yönetimi Mira Argun Hocama ( miraargun.com ) ait "Sayvan" adlı tematik fotoğraf projesinde eserlerini yani deyim yerindeyse muhteşem hünerlerini sergilemek üzere toplanmışlar. Aylardır eğitim aldıkları proje üzerinde çalışmış, temaya paralel hikayeler arayıp, fotoğraflamak adına onlarca mekanı ziyaret etmiş, yüzlerce kare poz çekmiş ve sonunda içlerinde sergiye alınmayı hakeden sadece bir kaç kare fotoğraf ile bu yorucu maratonu bitirmenin tatlı yorgunluğuna ortak olmuşlar. 


Amatör Fotoğrafçılar
"Sayvan" Tematik Fotoğraf Projesi Sergisi


Sergiyi gezerken fotoğraflardan oldukça etkilendiğimi belirtmek isterim. Öncelikle dostlarımın amatör olduğuna inanasım gelmedi. Zira fotoğraflar o kadar profesyonelce çekilmiş ki ağzımın beş karış açıkta kaldığını belli etmemek için uzun uğraşlar verdiğim anlatamam. Hikayesi, ışık oyunları, pozlaması, mekan ve model seçimlerindeki dikkatlerine hayran oldum diyebilirim. Ciddi emek vermişler, emeklerinin karşılığını da hayli kalabalık insan topluluğunun sergiyi ziyaret etmesiyle almışlar. 

Benim için kıymeti harbiyesi olan asıl mevzu; dostlarımın onca işin gücün, hayatın, aile sorumluluklarının arasından fırsat yaratıp bu projeye katkı sunmuş olmaları. Onlar, iş hayatının getirdiği yoğunluğu, iş yerlerinde yaşanan rekabet, hedeflere ulaşmak için fazladan efor harcama gerekliliği, toplantı trafiği derken stres yaratan temel unsurlara maruz kalırken, bu stresin birikimi sonucunda oluşan negatif enerjiyi atmanın en doğru yolu olan "Sosyal" olabilmeyi başarıp proje üretebilen, üstüne de fotoğraf sergisine katılan sevgili dostlarım.. 

Hayallerinin peşinden koşuyorlar. Usta birer fotoğrafçı olmak veya sadece fotoğrafın sanat tarafından ve sanatçı olmaktan keyif almak adına ekstra gayret sarfediyorlar. Sadece yaşamak değil, birşeyler için yaşamak, onlara anlam ve amaç katmak için emek veriyorlar. Ezberlediğimiz hayatı, senaryoya uyan aktör ve aktris gibi her gösterimde aynı şekilde tekrar ettikleri sürece oyunun asla bitme ihtimali olmadığını bilip, ezber bozarak farklı işler yapıyorlar. Geniş açıdan düşünüp, aslında olmayan sınırlar ile kendilerini kısıtlamıyorlar. Vaktim yok, mesaim var, haftasonu işim var, toplantım var, evde yapılacak çok iş var kelimelerinin arkasına saklanmadan cesurca zamanla savaş verip sanatsal işlere imza atıyorlar. Konfor alanının dışına çıkıyor, risk alıyor ve değişime yelken açıyorlar. İşin içine reddedilmek, beğenilmemek ve garipsenmek gibi sosyal engeller girse dahi asla yılmıyorlar. 

Bizlere de bu güzel insan gurubunu takdir etmek, onlar hakkında bir parça bilgi vermek kalıyor. Kimdir bu azimli, üreten, vakitsizlik kelimesinden nefret eden, hayattan keyif almanın püf noktalarını keşfetmiş olan insanlar? Haydi biraz bahsedelim geleceğin fotoğraf sanatçılarından. Buyursunlar efenim..

ÜNAL KARAKAŞ:
Finansman Yöneticisi. 



Amatör Fotoğrafçılar 1

AYSUN HÜROL :
İstanbul Clique Kurucu ortağı. ( istanbulclique.com )
Amatör Fotoğrafçılar 2


FARUK KONYALI :
Bankacı


Amatör Fotoğrafçılar 3


DUYGU KORKMAZ
Teb Yatırım (Menkul Kıymetler)


fotoğraf sergisi 7



MİRA ARGUN
Proje Yönetmeni | Fotoğrafçı ve Fotoğraf Eğitmeni


Mira Argun, Fotoğraf Eğitmeni

Velhasıl, siz de vakitsizlik kelimesine savaş açmak, her türlü hayat koşuşturması arasında yeteneklerinizi keşfetmek, üretmek "sadece yaşamak değil, birşeyler için yaşamak, onlara anlam ve amaç katmak" için farkındalık trenine binmenin zamanı gelmiş demektir. Acele edin, hatta fotoğrafa ilginiz var ise Mira Argun Hocanın fotoğraf eğitimlerine katılın. Emin olun siz dahi kendi değişiminize inanamayacaksınız. 

Not: İstanbul Anadolu Yakasında oturan okurlarıma tavsiyemdir, Sayvan Projesine emek veren tüm fotoğrafçıların eserlerini, 2-4 Kasım tarihleri arasında Kozyatağı Kültür Merkezi, A Sanat Galerisi'nde ziyaret edebilirler. 

* Sayvan : Örten ve örtülen, gölge yapan ve gölgede kalan, koruyan ve korunan.


Mira Argun Kimdir 3

29 Ekim 2018 Pazartesi

İstanbul'un Keşfedilmeyi Bekleyen Köyleri



İstanbul…Yahya Kemal Beyatlı' ya inat sana tepeden bakmaya dahi kıyamadığımız aziz İstanbul. Adına yüzlerce şarkı, binlerce şiir yazılmış rüya şehir. Onur görmeden bile isminin büyüsüne kapılıp aşık olunan kadim şehir. Ömrümüz oldukça gönül tahtımıza keyfince kurulmasından imtina etmeyeceğimiz, sade bir semtini bile sevmenin ömre bedel olduğu efsunlu şehir...

Onu o yapan kendine has ne kadar çok özelliği var. Binlerce yıllık tarihi, panaromik doyumsuz güzellikte boğazı, boğazların zengin mücevher görünümlü gerdanlığı anımsatan köprüleri, Asya-Avrupa arasında tarihi ve kültürel bir bağ oluşturan efsanevi kimliği var. Bizlere kalan ise bu güzel şehir ile gurur duymak..


İstanbul'un Keşfedilmeyi bekleyen Köyler 2
Resim yazısı ekle

Elbette bu güzel şehirde yaşamaktan gurur duyuyoruz. Zaman zaman trafik çilesinden, anlamsız kalabalıklardan, adım başı Suriyeli zoraki misafirlerimizden, toplu ulaşım çilesinden, yeşilin bitip tükenmeye yüz tuttuğu adeta içimizi acıtan betonlaşmasından sıkıldığımız, bunaldığımız olmuyor değil.


İstanbul'un Keşfedilmeyi bekleyen Köyler 4

İşte tam bu anda haftasonları İstanbul'dan bir kaç saat de olsa kaçabilmek biz çalışanlar Cuma akşamları kendimize ve ailemize çok sık sorduğumuz soruların başında "yarın nereye kaçsak" cümlesi başı çekiyor. Adapazarı ilimizin yegane güzelliklerini şefkatle sunduğu; Sapanca Göl Kenarı, Maşukiye, Karasu, Geyve, Arifiye ilk tercih dilen mekanlar oluyor. Çatalca, Silivri, Kerpe, Kefken bölgelerine de haftasonu kaçamak yapanların sayısı her geçen gün artıyor.

İstanbul'un Keşfedilmeyi bekleyen Köyler 6


Bahsettiğim tüm mekanların İstanbul' a uzaklıkları hayli fazla. Yani bu güzide mekanları ziyaret etmek için 2 ile 3 saati göze almak gerekiyor. Kimi vakit bu saatler gözümüzde büyüyor, dönüş trafiğini de hesap ettiğimiz anda maalesef İstanbul' un park ve bahçelerine mahkum hevesimiz kursağımızda kalıyor.

Kalıyor-du.. Kendi adıma konuşayım, çok gezen mi bilir çok okuyan mı deseler dün Barkın Peker ve İhsan Çakın dostlarımın keyifle anlattıkları İstanbul' un bilinmeyen köylerine yaptıkları ziyareti dinledikten sonra sanırım çok gezen bilir demek geliyor içimden..

Dostlarım Türkiye' nin kalburüstü firmalarının üst düzey yöneticileri. Bisikletle yaptıkları gezintilerin hikayelerini dinlemek her zaman hoşuma gitmiştir. Huzurun birşeye sahip olmak değil, birşeylerin içinde olmak felsefisini benimseyen, her zaman takdir ettiğim özgürlükçü, doğasever ve sporcu ruhları onları çoktan özel insanlar yapmıştır bende..


İstanbul'un Keşfedilmeyi bekleyen Köyler 8


İşte bu gezgin dostlarım yeni maceralara yelken açmak için, dün araçları ile Polonezköy'e vardıktan sonra bisikletlerine binip çevrede kısa bir tur atmak maksatlı pedallara vuruyorlar. Asfalt zeminden devam eden turları bölgenin köylerine vardıklarına çakıl taşlarına dönüşüyor. İşte burada gerçek doğal hayatın, İstanbul stresinden uzaklaşmanın, özgürlüğün doyumsuz tatları başlıyor. Çevreyi keşif maksatlı başlayan bisiklet turu daha önce görmedikleri İstanbul'un sevimli çevre  köylerini görme fırsatını yakalıyorlar.
İstanbul'un Keşfedilmeyi bekleyen Köyler 11



Polonezköy'den başlayan tur sırasıyla Cumhuriyet köyü, Bozhane Köyü, Öyümce köyü, Göllü Köyü ve Paşa Mandıra Köyüne kadar sürüyor. 35 Km'lik bir serüven ile dostlarım olağanüstü güzelliklere tanık oluyorlar. Tezek kokuları ile sadece İstanbul' a bir saat; keşmekeşten, trafikten ve insan kalabalıklarından uzak klasik Anadolu Köylerin görüntüsü bizimkileri mest etmeye fazlasıyla yetiyor. 

İstanbul'un Keşfedilmeyi bekleyen Köyler 13

Serüven nereye varıyor tahmin edemezsiniz. 35km' lik parkur sonrası yol bitiyor. Evet gerçekten yol bitiyor. İstanbul sınırlarındasınız, turluyorsunuz ve bir süre sonra yol bitiyor. Bahsedilen mekan balta girmemiş, insan ayağı değmemiş yerler değil. Bildiğiniz bu macera İstanbul sınırlarında yaşanıyor. Tarifi imkansız bir haz. Bilmeden tanık olunan hemen yanıbaşımızdaki doğal güzellikler.


İstanbul'un Keşfedilmeyi bekleyen Köyler 15


Yıllarca haftasonu ziyaretlerini fazlaca uzak mekanlara yaptığımızı düşündükçe, insan  kaybedilen zaman yüzünden kendine kızamadan edemiyor. Yapmamız gereken elbette ezberleri bozmak. Hayat bir kitaptır ve gezip keşfetmeyenler kendim dahil hep aynı sayfayı okuyor sanırım. Yılda en az bir kez daha önce gitmediğimiz bir yere gitmenin keyfini yaşayan dostlarım dönüş yolunda güzel bir mangal sonrası demli semaver çayı ile kendilerini ödüllendiriyorlar.



İstanbul'un Keşfedilmeyi bekleyen Köyler 18

Kelime oysa, "Abi orası bozuldu ya" denilmeyen, keşfedilmeyi bekleyen daha nice doğal güzellikleri görmek adına motor demek kafi. Bir kadına aşık olmak misali " bir daha ne zaman göreceğim" diye adlandırılan mekanları süratle keşfetmek sadece "e haydi" ye bakıyor. Saatlerin işlemediği, zamanın adeta durduğu gizli saklı rotalara kendimizi vurmalı; koşuşturmanın olmadığı, telefonların çekmediği, internetin kısıtlı olduğu, yetiştirme, yetişme telaşından uzak, doğayla içiçe, o kadar ki yolu bile olmayan köylerde hişbirşeyi, hiç kimseyi düşünmeden "iyi ki gelmişim buraya" denilecek mekanları ziyaret etmek için neyi bekliyoruz?

E haydi...


Yol bitti videosu :)



velhasıl galata 2





















27 Ekim 2018 Cumartesi

Melankolik Şair Ümit Yaşar Oğuzcan



Biraz kül biraz duman, o benim işte

Kerem misali yanan o benim işte

İnanma gözlerine ben ben değilim

Beni sevdiğin zaman o benim işte..



Ümit Yaşar Oğuzcan, en önemli şairlerimizden biri. Unutulmaz şiirlerin yazarı.  

Aşkın, beğeninin, hüznün ve anlamın şairi. Ancak aynı zamanda bir babanın yaşayabileceği en büyük dramlardan birinin de kahramanı.


Dilini esirgemediği örnekleri de vardır. Ancak Oğuzcan, hep insanların kalbindeki yaralara tuz basacak dizelerle şiir sevenlere seslenmiştir.


Melankolik Şair Ümit Yaşar Oğuzcan 1

Melankolik kişiliğiyle tanınan Ümit Yaşar Oğuzcan’ ın yaşamı boyunca 24 kez intihara teşebbüs ettiği söylenir. Kendi ifadesine göre ise bu sayı üçtür !!


Kendisi gibi şair olan babası Lütfi Oğuzcan, oğlu Ümit Yaşar’ ın bir intihar teşebbüsünden sonra şiir bile yazmıştır. 1926 Tarsus doğumlu olan Ümit Yaşar Oğuzcan 22 yaşındayken Özhan hanım ile evlenir. Bu evlilikten Vedat ve Lütfi adında iki oğlu olur.

Babalarının karamsar ruh hali ve melankolik yapısı bu çocuklardan özellikle Vedat’ ı çok etkiler. Vedat Oğuzcan 17 yaşına geldiğinde, babasına bir ders vermek ister… Üstelik henüz baharını yaşadığı hayatını ortaya koyarak..



Vedat, 6 Haziran 1973’ te Galata Kulesi’ ne çıkar. Ve kendisini aşağıya bırakır. Rivayete göre elinde bir not vardır : “ Baba, öyle intihar edilmez, böyle edilir”

24 kez intihara teşebbüs eden bir babanın maalesef bir kere de başaran oğludur Vedat Oğuzcan…
Melankolik Şair Ümit Yaşar Oğuzcan 3



Bu dramın ardından Oğuzcan ailesi hiç dinmeyecek bir acıyla birlikte, Ümit Yaşar Oğuzcan’ ın dizeleri geriye kalır. Babası Lütfi bey’in kendi intihar teşebbüsü için yaptığı gibi o da oğlu Vedat için bir şiir yazar:


Galata Kulesi


6 Haziran 1973

Pırıl pırıl bir yaz günüydü

Aydınlıktı, güzeldi dünya

Bir adam düştü o gün Galata Kulesi’nden

Kendini bir anda bıraktı boşluğa

Ömrünün baharında

Bütün umutlarıyla birlikte

Paramparça oldu

Bu adam benim oğlumdu…



Gazeteci Arda Uskan, bir röportajında usta sanatçı Ümit Yaşat Oğuzcan’a sorar:

-“Üçüncü intiharınız da başarısız olunca neden dördüncüyü denemediniz?”

-“Yaşamdaki olgunlaşma sürecim gelmişti herhalde. Çünkü çocuklarım vardı”

- “Oğlunuzun intihar etmesinde sizin bu denemelerinizin etkisi olmuş mudur sizce?”

- “Herhalde…Gitti kendini Galata Kulesi’nden attı. Kestirme bir yol.”
Melankolik Şair Ümit Yaşar Oğuzcan 6



Ümit Yaşar belki de tam bir ölüm seviciydi.” Yaşamdan çok ölümü seviyorum”  diyerek bunu sürekli dile getiriyordu. Bu durum da intiharla sonuçlanıyordu.

Halbuki onu seven çok insan vardı. Bir dönem onun şiirleriyle, şarkı sözleriyle aşık olmuş, sevgilisinden ayrılmış, ayrılık acısını yaşamıştı. Ama o nedense tatmin olmuyordu.

Sonunda oğlu Vedat’ın ölümü usta şairi iyiden iyiye bitirmişti. Artık Vedat yoktu ve bir da asla olmayacaktı. Ümit Yaşar o gün çocukluğu boyunca yaşadığı tüm kazaların etkisini aynı anda hissetti bedeninde. İçinden geçenleri kalbinde tutamazdı. Bundan sonra yazacakları ölüm ve acı temalı olacaktı. Bugüne kadar ölüm arzusuyla yaşadığı hayatının geriye kalanını onu yaşarken öldürmüş gibi yaşayacaktı belli ki..



Ve tarih 4 Kasım 1984’ü gösterdiğinde nihayet hasretle beklediği ölüme kavuştu Ümit Yaşar..


Oğlunun onu cezalandırışı gibi belki de o da yaşayarak kendini cezalandırmıştı. 

"Bu kadar yürekten çağırma beni, bir gece ansızın gelebilirim. Beni bekliyorsan uyumamışsan, sevinçten kapında ölebilirim."


Yaşadıkları, yaşarken hissettikleri ne olursa olsun bugün hala onun şiirleriyle yaşadığımız gerçeği asla değişmeyecek. Ölmeyi sevse de büyük Üstad...

Melankolik Şair Ümit Yaşar Oğuzcan 8



Ustayı çok sevilen şiiri ile anmak isterim. Nurlar içinde yatsın..

Unutma ki,

sen uykusuzluk nedir bilir misin
tırnaklarınla yastığını parçaladın mı
gözlerini tavana dikip
düşündüğün oldu mu bütün gece
ve bütün bir gün
belki gelir ümidiyle bekledin mi hiç
gelmeyince
seni aramayınca
ölesiye ağladın mı 
sonra çekilip en koyusuna yalnızlıkların
ona ait ne varsa
bir bir hatırladın mı

sen günden güne erimeyi bilir misin
dev bir ağacın vakarı içinde ölmeyi
bir teselli aramayı
ıssız parklarda, tenha sokaklarda
ve bütün bir şehir uyurken uzaklarda
deli divane yollara düşüp
yaşlanmış bir köpek gibi
eskimiş bir gömlek gibi
atılmışlığını hissettiğin oldu mu
sevmekten
günler geceler boyunca yürümekten
elin ayağın yoruldu mu

sen yalnızlığın acısını bilir misin
unutulmak bir hançer gibi saplandı mı sırtına
içinde kıskançlığın zehirli çiçekleri açtı mı
bütün gururunu çiğneyip
sevdiğinin geçtiği yollarda
bastığı toprakları eğilip öptün mü
sen çaresizlik nedir bilir misin
sen yokluk nedir gördün mü
yanan başını
duvarlara vurup parçalamak geldi mi içinden
sen her gün bin defa öldün mü

böyleyim diye ayıplama beni
bir gün kendimi
sonsuzluğun koynuna bırakırsam
yaralı ve yenik bir asker gibi
darılma
unutma ki
her seven isimsiz bir kahramandır
unutma ki
insan; sevebildiği kadar insandır.




velhasıl galata 55