-     - Amirim ceset kayıp eşkâline uyuyor.
-     - Selim eminsin değil mi?
-     - Evet amirim. Dağıtılan ilandaki fotoğraf cesetle birebir  diyebilirim. Yetmiş        yaşlarında 1.90 boylarında. Beyaz saçlı. Kolyesinde “Seni Seven Minnak          Kızın” yazıyor. Kayıp ilanında böyle bir detay vardı. Ölüm nedeni intihar. Sağ    şakağından giren kurşun sol kulağına paralel çıkmış. Ölüm saati, Salı 22:00.        Cansız bedeni İki gündür sahilde kalmış. Serbülend Bayhan bu bey maalesef      amirim.
-     - Hımm. Zehra ailesine haber versin o vakit.
-     - Anlaşıldı amirim..

Antika duvar saatinin gongu vurdu. Saat altı olmuştu. Serbülend Beyin uyanma vakti bu. Ağır hareketler ile yatağından doğruldu. Terliklerini giydi. Röpteşambırın kuşağını bağlayıp usulca mutfağa indi. Ev halkından önce uyanır. Konağın panjurlarını açar, temiz havayı konağa buyur eder. Yıllardır anlamsızca keyif aldığı beş on dakikadır bu anlar. Kara bulutların çöktüğü konağa, temiz havanın iyi geleceği umuduyla avunuyor. Önceki gece rakıyı bir parça fazla kaçırmış olacak ki, uzun zaman sonra ilk kez duble sade kahveyi bocalıyor kahve fincanına. Kız Kulesi manzaralı konağın cumbasındaki sedire yerleşti. Kendi ismiyle anılan Üsküdar Çiçekçi Yokuşunun en kıymetli konaklarından biri olan Serbülend Bey Konağı’nın sahibidir kendisi.





Keriman hanım, önceki gün konkende kaybettiği hayli yüklü para için ifrit olmuş bütün gece uyumamış. Kalkmak istiyor da, kalksam kime faydam dokunur bilemedim sorusunun cevabını bulabilmiş değil. Yatakta keyif yapıyorlar kendileri. Serbülend beyin kendisinden 25 yaş küçük ikinci eşi. Rıfat, Selçuk ve İpek’in cici annesi.

Rıfat ve Selçuk evvel gece kadın peşinde koşmaktan yorulmuş, alkolden uyuşmuş bedenleri yataklarında ama ruhları henüz konağa inmiş değil. Fosur fosur uyuyorlar. Aldıkları alkolle bütün gece verilen nefesten dolayı odaları patlamaya hazır kalorifer kazanı gibi. Kumaş Tüccarı Serbülend beyin iflah olmaz, para öğüten yegane parazitleri.

İpek..Serbülend Beyin son yirmi yılda “ayakta kalabiliyorsam İpek sayesindedir”  dediği biricik kızı. Ayla hanımdan son hatırası. İpek’in doğumunda kanamadan dolayı yitirdiği rahmetlinin ikizi gibi. Ayla hanım son nefesini verirken; güzelliğini, şefkatini, vicdanını ve asaletini İpek’e miras bırakıp da göçüp gitmiş sanki.

Aylardır Sultanhamam esnafı dedikodu yapıyordu. Acı verir, içini yakar erkeğin dedikodusu. Kulağına çalınsa vur kendini daha iyi. Yüz on yıllık imparatorluk Bayhan Mefruşat sendeliyor, senetleri karşılıksız çıkıyordu. Mehmet Emin Ali  Bey’in nice zahmetler ile kurup Nazif beye, sonrası torunu Serbülend beye teslim ettiği memleketin bir numaralı markasının kapısına kilit vuruldu vurulacaktı. Serbülend bey çaresiz. Elinde avucunda ne var ne yok harcıyor. Asırlık aile yadigarının lafa söze meze olmaması için çırpınıyordu. Bir deliği kapasa oğulları boş durmuyor, oğullarının açtığı belayı savuran Serbülend bey bu kez Keriman hanımın kumar borçlarına mağlup oluyordu. Akşam güneşi batmaya yakın evine kendini zor atan zavallı adam İpek’in okuldaki başarılarıyla avunuyor, aylardır akşam yemeğini beraber yiyen – zerzavat oğullar ve kumarcı Keriman hanım henüz o saatlerde eve teşrif etmiyorlar – baba kız dakikalarca Kız Kulesine nazır konağın cumbasında dertleşiyordu. Serbülend beye göre benzini biten aracın son yirmi liralık benzini gibiydi İpek..Akşam sohbetleri ile dolan, ertesi akşam konağa kapağı atana kadar biten depo gibiydi. Yetmiş yıllık ömründe evvela Ayla hanım, sonra kızı İpek sırtlayıp götürmüş, her derdine ilaç olmuştu Serbülend beyin. Efervesan tabletlerim derdi her ikisine. “İlaç gibi iyi geliyorsunuz şu yorgun bedenime. Koca imparatorluklar dışarıdan değil, hep içerden yıkılmıştır. Üç bin toptancı ile baş ettim de, evdeki üç değirmene un yetiştiremedim ona yanarım İpek’im diye dert yandığı akşamların birinde konağın kapısı çalar. Kapıyı açan İpek, eşikte bir zarf bulur. Zarfı babasına teslim eden İpek meraklı gözlerle “yine mi borçlar baba” der. Zarfı açan Serbülend Bey, gördüğü bir fotoğraf yüzünden kızına belli etmeden odasına kapanır. Mübalağasız bir yirmi yıl daha gider ömründen. “Bir haftaya kadar mektupta yazan adrese beş yüz bin teslim edilmez ise karınızın ve aşığının uygunsuz fotoğrafları basına verilecek.” yazar imzasız notta. Yıkılır Serbülend bey.

Salacak taraflarına yakamoz düşmekte. Gecenin laciverti, yakamozun denizde salınan beyaz tülden elbisesi  ile vals ediyor şimdi. Kız Kulesinin ev sahipliğinde boğazda adeta bir şenliktir gidiyor. Galata Kulesi olan bitene boş değil, sevdalısı Kız Kulesine göz kırpıyor. Tarihi yarımada ışıl ışıl görüntüsü ile eğlenceden geri kalmıyor. Geceye renk veren tüm aktör ve aktirislerin hamisi boğazın incisi Boğaziçi Köprüsü yükseklerden dostlarını selamlıyor. İstanbul geceye merhaba diyor.

Canım İstanbul’un bilmem kaç yüz bin hanesinde herkesin ortak paydası olmuş neşe ve keder. Gece depreşen dertler, sabaha çıkıverince umuda yeşeriyor. Hani şans bu, bir ters dönüverse kader. Gel gör ki nefis hiç vermek değil de hep almak ister. Öyle yağma yok, matematik sekmez, iki iki daha dört eder. Acı çekecek iyiler. Yetmez biraz daha acı çekecekler. İyilerin çektiği zahmet, kötülerin saadeti olmalı. Şaşmaz!! Hayat bir üniversite olsa, “çok çalışıyorum ama bir türlü başarılı olamıyorum” diyen talebe olur iyiler.

İpek, üniversite çıkışında keyif kahvesi içmek maksatlı babasına gider. Serbülend beyi bulamaz. Ofisindeki masada “İpek Böceğime..” yazılı bir zarf dikkatini çeker. Zarfı açar “Konak artık senindir kızım…Benim az biraz işim var. Anneni ilk tanıdığım yere gidesim geldi. Yıllar olmuş hasbihal etmeyeli. Danışıp fikrini alacağım birkaç konu var. Beni merak etme. Seni şuracığımla çok seviyorum derdin ya. Hah işte oradayım. Kalbindeyim. Bana ihtiyacın olduğu anda yüreğine dokun yeter. Dik yürü kızım. Zira ben hiç eğilmedim. Belki çok kaybettim, ama sen ve annen gibi dünyaya değişmeyeceğim hayat müzemde iki ödülüm var. Hayat muhasebeni kendin tut. Muhasebecine verme. Yani kuzum, kimseye güvenme. Alacağını tahsil et, borcunu muhakkak öde. Çekinme. Zira her doğan bebek hayattan alacaklıdır. Seçimleri onu borçlu yapar. Gün gelir gerçekten “O” dediğin biri çıka gelirse kapına, sakın gitmesine izin verme. Düşmekten korkma. Düş yavrucuğum. Deneyimlersin. Bir parça bedeninde iz kalır. Zirveye çıkacaksın, işte o izlere bakarak yaptığın yanlışları tekrar etme. Bir sahil kasabasına yerleş. Balık restoranları meşhurdur. Çok severim bilirsin, ilk fırsatta çinekopun yanına rakı söyleyiver. Bir kadeh size, bir kadeh bize içiver. Annen ve benim en büyük hayalimizdi. Olmadı. Hiç değilse sen hayallerinin peşinden koş, emin ol bir gün mutlaka yorulacak o dürzüler..

İyi kal, ricamdır hep kendinde kal benim kozasından çıkamamış İpek Böceğim. Bir gün rengarenk kanatlarınla özgürce uçabilen kelebek olmanı hayal ettim. Seni her vakit çok seveceğim. “

Baban..

İstanbul yeni bir güne başladı olanca hızıyla. Giden gitti, şimdi kalan sağlar bizimdi. Cihan harbi misali. Ortalık toz duman. Bir taraf kazanan, beriki kaybeden. Çok da dert etme, kazanan da kaybeden de senin benim gibi hayatı ciddiye alan bir avuç insan..










30 Yorumlar

  1. Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, kıymet kattımız. Eksik olmayın🙏🏻

      Sil

  2. Çok hazin bir öykü Taner Bey, hislenmemek mümkün değil. Baş tarafta da flash-back yaparak çok güzel kurgulamışsınız olay örgüsünü. Aktı gitti okurken.

    Geçmişten günümüze konu olarak yazılmadık, işlenmedik bir duygu kalmadı zaten . Önemli olan o hal ve oluşun sizin kaleminizde nasıl vücut bulduğu, kelimelere nasıl döküldüğüdür. Bunu hem orijinal hem akıcı hem de duygulu bir şekilde yapabiliyorsanız çok güzel bir yoldasınızdır demektir, tıpkı yukarıda okuduğum örnekte olduğu gibi. Lütfen yazmaya ve sayfalarınızdaki melodiyi duymaya, dinlemeye devam edin. Yüreğinize sağlık. ☺️🤚

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısınız Yıldız hanım, müzikteki nota ve melodinin nasıl sonu yoksa hikayelerin ve öykülerin de sonu olmayacak. Sanırım bu kurgunun sonsuzluğu olsa gerek. Herkesin hayali ya notada ya da sayfalarda beden bulacak.

      Ben kıymetli yorumunuz için çok teşekkür ediyorum. Sağolun, varolun Yıldız hanım.

      Sil
  3. Yine hüzünlü bir yazı ile beraberiz abi. Serbülend Beyin kızına bıraktığı mektup hayatın bir özeti gibi aslında. Kalemine sağlık bir çırpıda okudum. Yazılarını daha sık bekliyoruz Abi ���� Sevgiler

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Tahsincim, uzun ve yorucu bir yola çıktığında çevrende iki türlü insan olacak. Bu yolda sana destek olanlar diğer tarafta yolculuğun ile en ufak fikri olmadığı halde senin yoldan çıkman için çaktırmadan gayret eden beyinsiz insanlar..

      Çok şükür senin gibi her vakit desteğini eksik etmeyen dostların sayısı fazla da yolculuğum keyifle devam ediyor. Maalesef yaşayarak deneyimliyoruz.

      Sevgili dostum çok kıymetlisin. Çok teşekkür ediyorum desteğin için. Sağol varol abisi

      Sil
  4. Yanıtlar
    1. Mert bey hoşgeldiniz. Ne iyi ettiniz. Arada size rast gelmek çok mutlu ediyor. Samimi söylüyorum. Zira sizin bir kitap yazarı olarak hikaye ve öykülerimde eksik yönleri objektif yorumlayacağınızdan şüpheö yok. "Okuyalım" yorumunuz, eksikleriniz var sevgili Taner, bol bol kitap okuyalım olarak mı değerlendireyim. Ne dersiniz?

      Sil
  5. Bazı yazılarda, hikaye ve romanlarda konudan çok üslup daha fazla önem kazanıyor benim için . Bundan dolayı üslubünuzu beğeniyorum.
    Tebrik ederim

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim kıymetli yorumunuz için.
      Eksik olmayın. Çok dikkatlisiniz ayrıca kutluyorum sizi..

      Sil
  6. Kısa öykünüzü çok beğendim, tebrikler. Takip butonunuzu göremedim. Diğer öykülerinizi de zaman buldukça okumak isterim:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Zaman zaman yazılarımızda buluşuyoruz. Ben de sizin yazılarınızı beğenerek okuyorum. Yorum tarafında anlamsız bir tembellik ile cebelleşiyorum, ama en kısa zamanda buna bir çare bulacağım.
      Eksik olmayın. Kıymet kattınız.

      Sil
    2. Sayfanın en sağında, yorumların hemen altında " E-POSTA ABONELİĞİ" ve Takip için İZLE butonu var. Takip ederseniz ayrıca memnun olurum.
      Selam ve sevgiler

      Sil
  7. yazık oldu adama yaaa, tam türk filmi gibiydi adamcağızın karısı ve oğulları :) unutma içinde sadece mizah olan öykü yazcaaan :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili arkadaşım beğendiysen ne mutlu bana. Evet yine hüzün. Ah bu bizi alıp götüren hüzünler. Sanki toplumca çok huzurlu mutluyuz da. Bir de malum acıların üzerine tuz biber onlar ben ve benim gibiler.

      Söz verdim bir kere. O mizah yazılacak. Eğer "yazıyorum" ya diyebiliyorsan, yazacaksın arkadaş. Bahanesi yok. Tut ki yaratıcı yazarlık kursundasın. Hocan da dedi ki, hadi bir mizahi hikaye yazıver. Yok yazamam de bakalım. sıkarr..

      Sil
  8. Merhaba... Ben daha çok İpek'e üzüldüm. Serbülent Bey İpek'e ağır bir yük bırakmış :(

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hoşgeldiniz.. Takip için, ayrıca vakit ayırıp okuma zahmeti gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim. Güzel sayfanızı takibe aldım. Çok sevdiğim türden bir hikayenize denk geldim. Yarısını okudum. Tamamını yarın okuyacağım. Hoş bir kaleminiz var. Ruhu, karakteri var demem daha doğru olur. Elinize sağlık.

      Sil
  9. Çok dokunaklıydı.. Serbülent Bey'in kızı İpek için bıraktığı mektupta yazdığı öğütler ne de kıymetli şeyler..
    Okurken aktı gitti harikaydı yazan ellerinize sağlık :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bir kitap yazarından bu yorumu almak gurur veriyor. Çok teşekkür ediyorum. Eksik olmayınız.

      Sil
  10. feriha hanım yeni bölüm geldiii :)

    YanıtlayınSil
  11. Ayla hanıma ve Serbülend beye bir sahil kasabasına yerleşmek nasip olmadı ama inşallah size (ailecek) nasip olur. Bunu çok arzuluyorsunuz eminim; dileğiniz gerçekleşsin, bir kere geldiğiniz şu dünyada gönlünüzce yaşamanızı temenni ediyorum bütün içtenliğimle.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ali bey çok teşekkür ederim. İnşallah hepimizin hayalleri ve umutları hayatımızda bir karşılık bulur. Biraz şans daha çok gayret ile olmayacak gibi değil. İnanmak önemli. İstemek. Sahil kasabasındaki evimin bahçesinde ağırlayacağım misafirler arasında ilk sıralara yerleştiniz bile. Andıkça güler, güldükçe anarız maziyi. Yaş gidiyor Ali bey. İyisi güzeli ne var ne yok toplamalı. Çok ihtiyacımız olacak belli ki.

      Sil
  12. Kalemine sağlık enni, yine güzel bir hikaye olmuş.

    YanıtlayınSil
  13. Bir süredir takip ediyorum sizi aslında ama ilk kez denk geldim hikayenize.. Benim bu dönem bloğa çok sık uğrayamam ile ilgili olsa gerek. Çok etkilendim, kaleminize sağlık. Hüzünden çok uzak, ailece hep güzellikleri paylaşacağınız günler dilerim 🤗

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben çok teşekkür ediyorum kıymetli ziyaretiniz için. Eksik olmayın. Vakit sorunu maalesef beni de üzüyor. Sizin gibi kalemi güçlü yazar dostları sık ziyaret etmem gerekiyor. Her yazıdan bir şeyler almak benim için çok önemli.
      Selam ve sevgilerimle..

      Sil
  14. Trajik bir hikaye ve cümleyi çok iyi yazıyorsunuz. Konuşmanız beni şaşırttı. Endonezya selamlar.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Himawan, kıtalararası uzaklardan yazmış olduğun yorumlar beni çok mutlu ediyor. Sanat ve edebiyat böyle bir şey olsa gerek, bu güç binlerce kilometre uzaklarda dahi olsa sanatseverleri buluşturabiliyor.

      Çok teşekkür ediyorum güzel yürekli dostum. Türkiye'den selam ve sevgiler..

      Sil
  15. çok beğendim ama ne çok kaybeden var ve sanırım kimse de kazanmadı

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısınız. O kadar haklısınız ki ben dahi herkesin kaybettiğinin farkında değilim. Hikayenin yazarı dahi. :)

      Hikayenin final cümlesindeki kazananlar derken, hayatımızda kaybedenler ve kazananların olduğu gerçeğini hicvetmiştim. Kazanmayı da kaybetmeyi de gözünde büyüten insan güruhundan bahsetmiştim.

      Çok teşekkür ederim, değerli vaktinizi ayırmışsınız. Eksik olmayın.

      Sil
  16. Hikayenin başında daha olacakların tahminini ettim ve muazzam duygusallıkla hüzün karışımı keyifli bir hikaye okumuşta oldum. Yüreğinize kaleminize sağlık Taner bey paylaşım için teşekkür ederim.

    YanıtlayınSil