- Şimdi işaret parmağımı takip et. 
- Ediyorum Rıza
- Kayalıkların sahile küfrettiği o sahanlığa bak.
- Ne küfürü Rıza? Hangi kayalıklar ?
- Ya hu canım anlayıver işte..Beyaz gelinliği ile süzülen sahili sırtından bıçaklar gibi ihanet etmiş simsiyah kayalıklardan bahsediyorum. 
- Ee..
- Sahilin tam kalbine küt diye oturmuş, büyülü  rüyanın içine etmiş, doğanın bile sallamadığı o pezevenk kayalıkları diyorum.
- Küfür eden sensin Rıza, kayalıklar değil!!
- Sigaran var mı?
- Yok Rıza ben sigara içmem!
- Siyah kayalıkları görmen, sigara içmen. Sahi Muallim bey ne diye geldin sen ??





Gün doğmak üzere. Güneş geceden kalma mahmurluğunu üzerinden atmış, nazlı nazlı ufuktan Yenice Kasabasına doğru süzülüyor. Ah o pozlar! Sanki "ben olmasam haliniz duman" edaları, "kafamın tasını attırmayın, yarına uğramam" havaları.. Vakti gelen balıkçı tekneleri sahile giriş yapıyor. Birkaç saattir balık peşindelerdi. Elli küsur senedir aynı yerde aynı saatte vira bismillah diyen usta balıkçılar var aralarında. Akıl alır gibi değil elli küsur senedir, aynı denize ağ atıyorlar. Aynı denizden balık avlıyorlar. Bugüne kadar boş dönmüşlükleri yok. Sorsan "nasip be" diyorlar. Yok daha neler, "doğanın lütfu" diyor, sosyalist Selim, nasip falan palavra bunlar. Sırf bu yüzden Kasap Necmi ile çarşının göbeğinde yumruklaştıklarına bütün Yenice'li şahit. Temiz dayak yemiştir sosyalist Selim. Fakat inadı inattır. Karl Marx der de başka bir şey demez. "İnsan; dışındaki dünyayı değiştirerek, o emekçi adam aynı zamanda kendi doğasını da değiştirir. Emekçi, emeğinin karşılığını bir şekilde alır" demiştir dayak yerken bile. Koca çarşı esnafı ve Yenice ahalisi katıla katıla gülmüştür Selim'e, yumruklar iniyorken tepesine tepesine..

Miçolar tekneleri balıkçı barınağına bağlıyorlar telaşlı ama dikkatli. Günlükçü hepsi. Günün rızkından payına düşeni alacaklar. Kimi yavuklusuna koşacak, beriki akşama meyhanede ezecek yevmiyesini. Manav Necmi, Bakkal Raif, Manifaturacı Suphi..Dükkanlarının önünü süpürdüler az önce. Günlük telaşeye hazır şimdiden hepsi. Çocukları okula uğurluyor şişmanca ablalar. Gözleme,börek ve pişi alınan kiloların işi. Bakmayın o kilolara, şafak vakti tarlaya koştular, birkaç saat kazma kürek salladılar. Nefes nefese evine varan şişman kadınlar, kaşla göz arasında çocuklara katık bile yaptılar.

Emekli defterdar Hasan amca Necati'nin kahvesine giriyor. Demli sabah çayı masasına geldi. Her gün aynı saatte, aynı ahşap sandalyesine kuruluverir. Dört yüz yıllık Çınar'ın gölgesine denk gelen masa ona ait. Yıllardır kimse oturmaz onun sandalyesine. Çünkü Hasan amcanın çok mühim yarım saatlik işi var. Az sonra kalem ve kağıt çıkaracak cebinden. Bir şeyler karaladığı kağıdı rulo yapıp çantasından çıkardığı şişenin içinle özenle yerleştirecek. Mantarını kapattığı şişeye bir süre anlamlı anlamlı bakacak demli çayını yudumlarken. Sonra sahile inip şişeyi denize salacak. Yıllar önce evini terkeden oğluna yazıp durur. "Kerata benim gibi denizi çok sever, bir gün bir deniz kenarında bu şişelerden birine denk gelecek." Şu garip dünyada ümit insanı her vakit diri tutmaya devam ediyor.

Kore Gazisi Hamdi Çavuş ağır ağır kahveye giriyor. Yaşlılığından falan değil. Gazidir kendisi. Sıkıysa Çarşı'da Hamdi Çavuş'a selam durma. Sedir ağacından yapılma bastonu münasip bir yerine yersin. Sıradan bir Yenice'li değil ki! Savaşta Kore için kurşun atmış kasabanın tek yiğidi. Zeytinyağı ile parlattığı madalyaları zamanla üniformasını lekelemiş umru değil. O madalyaların hepsi göğsünde birer gurur abidesi. Savaşlar dahi bitirememiş insanın var olma, hayata tutunabilme sevincini. 

Okulun köşebaşında toplanan günlük işçilerle çetin pazarlıklara girişmiş Zeki beyin sesi yükseliyor. "Hepi topu on dönüm bağ için istediğin fiyata bak hele. Çiftliği üzerine yapayım bari."Vallah kurtarmaz ağam, çiftlik senindir. Günlük beş papel bizimdir" Olacak gibi değil, bugün Ağa gününde değil. 

Beldenin okuluna yeni atanan muallim Emin Ali bey talebeleri ile hayli meşgul. Edirne'den geldi. Bölgenin havasından suyundan olsa gerek çocuklar laf söz dinlemiyor diye dert yanıyor. Birileri muallimi uyarmalı. Sahil kasabasında çocuklar masmavi deniz ve gökyüzü kadar özgürler. Öyle sıkıya disipline pabuç vermezler. Beldenin tarihini ve yaşanmış hikayeleri kaleme alan Muallim bey, okul sonrası soluğu Necati'nin kahvesinde alıyor. İhtiyar takımı ve esnaf ile derin sohbetlerde yazacağı kitaba malzeme topluyor. Bir gün emekli defterdar Hasan amcadan Rıza'nın hikayesini dinliyor. "Siyah kayalıklar diyor Hasan amca. Küfür ediyor. Ama bir türlü devamı gelmiyor." "Gelmez evladım. Malum o günden sonra Rıza konuşmuyor. Karşı tepeliklerde kendine yaptığı barakasında hayatın gelmişine geçmişine sövüyor"

Yıllar önce Rıza'nın karısı Semiha ilk bebeğini düşürüyor. Allah'ın hikmeti diyen çift ikinci çocuğa umut bağlıyor. Bir zaman sonra nur topu gibi ikinci çocukları dünyaya geliyor. Kader bu, altı aylık bebek de hastalıktan ölüyor. Karı koca hayata küsüyor. Rıza'nın balığa çıktığı bir gün Semiha sahildeki kayalıklara çıkıp kendini denize salıveriyor. Sonra evladım, Rıza bir gün.. Evladım dur nereye koşuyorsun..

- Rızaa. Rızaa. Kayalıkları gördüm. Siyah pezevenk o kayalıklar var ya. Gördüm onları Rıza. Ne kahpedir onlar iyi bilirim. 
- Sigaran var mı muallim?
- Var Rıza var. Bir dal da kendime aldım.
- Rıza bak şimdi işaret parmağımı takip et.
- Ediyorum muallim.
- Ufukta güneş batıyor.
- Ee?
- İşte Rıza o güneş yarın yine doğacak. En karanlık gece bile sona erer ve güneş tekrar doğar. Tıpkı her gün olduğu gibi. Umutlarımız da güneşe benzer Rıza. Bitti gidiyor dediğimiz anda sabah yine bizi kucaklar.






16 Yorumlar

  1. Çok güzeldi, uykusuzuz galiba bir çoğumuz bu gece :) Umudumuz bitmesin de.. Mühim değil, yarın uyuruz.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Aslında gündüzden başladım yazmaya, bir hikayeyi bitirmek saatler alıyor . Teşekkür ederim çok kıymetlisiniz..

      Sil
  2. Gönlünüze kaleminize sağlık çok güzeldi gerçekten Umutlarımız ve ümitlerimiz hiç bitmesin inşallah sevgiler....

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet umutlarımız asla bitmemeli. Hele bu zamanda nasıl ihtiyacımız var. Çok teşekkür ederim, vakit ayırıp okumuşsunuz. Eksik olmayın..

      Sil
  3. Kalemine sağlık Tanerim, umut umut hep umut, daha evvel de demiştim ya bekliyoruz yunusu bir gün gelecek inşallah...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Varol canım Boracım, umut umut diye diye yakalayacam o yunusu. Şart olsun..

      Sil
  4. güzeldi hıhım. ilk bölüm komikli neşeliydi sonraki bölümde hüzünlendi hikaye. sen çok seviyon hüznü yaa :) drama yatkınsın demekkisi :) içinde hiç hüzün veya dram olmayan, üzüntü olmayan, sadece komik bir hikaye yazsan yaaa hadiii :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Türk Edebiyatında komik hikayeler fazla yok desem sanırım yanılmam. Millet olarak aşk, hüzün ve sonra gizem seviyor ve okuyoruz. Sait Faik, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Ahmet Hamdi, Yaşar Kemal, hepsi hüzüncü tayfa değil mi? Bir de her yazarın kaleminin bir karakteri olduğuna inanıyorum. Nasıl başlarsa öyle gidiyor. Okuyucu talep ediyor olsa gerek. Arz talep yani: )

      Ama seni kırmayacak, içinde hüzün olmayan komik bir hikaye yazacağım. Hadi bakalım nasıl yazacağım:) Şimdiden aldı bir korku beni..

      Saol varol kıymet kattın, eksik olma e mi..

      Sil
    2. olsun işte ne güzel bir challenge :) hüseyin rahmi var yaa efsane yazarımız :)

      Sil
  5. Necati'nin kahvesin(e) giriyor.
    (M)anifaturacı Suphi.
    düzeltmeler yanii :)

    YanıtlayınSil
  6. Rıza şair gibiymiş. Aslında hayatın kendisi bir şiir gibi, sadece doğru detayları görmek önemli.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Varolduğumuz andan bugüne kadar insanoğlu "kayıplarına" yazmış sanki. Kimisi şiir, beriki ağıt, zaman zaman roman olmuş. Yüreğinde biriktirdiği acısını yazma ihtiyacı duymuş. Yazmak ta bir eylem sanki. Ve dahi kimileri devrim niteliğinde gelecek kuşaklara aktarılan onurlu birer tarih oluvermiş. Rıza'nın kaybı öyle böyle değil, önce evlatlarını sonra can yoldaşını kaybetmiş. Dert bohçası hayli yüklü gibi. Dili, acılı yüreğinin rehberi olmuş sanki.

      Teşekkür ederim Derya hanım, vakit yaratıp okumuş, yorum yapmışsınız. Çok kıymetlisiniz..

      Sil
  7. Sabahlar hiç bitmesin, umutlar hiç solmasın. Zira umut varsa yaşam da vardır.

    Çok güzel bir yazıydı Taner Bey. Sanki o güzel Yenice'de dolaştım, kahramanlarınızla tanıştım. O kadar doğal ve içtendi ki. Bir sayfa ile birçok duyguyu okucuya aktarabilmek büyük bir hüner bence ve siz bunu çok güzel başarıyorsunuz. Kutlarım yürekten 👍👏👏👏😊🤚

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Türk Edebiyat tarihinde "yeni" kitabı ile merhaba diyen yazarımızdan bu övgüleri almak ben denizi hayli gururlandırdı desem eksik kalmaz. Varolun..

      Son zamanlarda Yıldız hanım - ki ben sizi hep böyle bildim, izninizle sizi böyle hatırlamak isterim - bir hikaye kurgularken hepimizin zorlandığı aşikar. İşte tam o anlarda şöyle bir yöntem keşfettim. Bir fotoğraf seçiyorum kendime. Hikayesi olabilecek türden. Sonra kulaklığımı takıp sevdiğim müzikleri dinliyorum. Bir saat kadar müzik eşliğinde fotoğrafa bakıyorum. Ve inanın klavyenin ilk tuşuna bastığım anda kelimeler peşisıra dökülüveriyor sanki. Olay örgüsü, kahramanlar, anafikir yazdıkça beden buluyor. Tüm kalbimle söylüyorum ben, eşim ve arkadaşlarım hayretler içinde "yok artık" dediklerine şahit oluyorum. Elbette yazdıklarım birer efsane olmuyor, çaylak bir yazarın karamalarından ibaret tüm yazılanlar ama finalde mutlu oluyorum. Cidden minik bir cep hikayesi ortaya çıkıyor. Son beş yazım tamamen fotoğrafa odaklanmam sayesinde yazılan hikayelerdir.

      Bugünlerde yeni bir bebeğiniz var, ne zahmetler dünyaya geldi bir Allah, bir de siz bilirsiniz. Kitap yazmış yazarlar yolculuğundaki trende, first class kompartumanda yeriniz hazır. Bir yorgunluk kahvesi ikram edecekler size. Afiyetle ve gururla yudumlayın kahvennizi. Hani gelecekte yazacağınız kitaplar için küçük bir öneri benimkisi.. Arada bir fotoğraflar ilham oluverir belki..

      Sil
  8. Çok teşekkür ederim ilk cümlelerini z için Taner Bey. Henüz yolun çok başındayım, o yüzden ben kendimi "yazar" olarak değil de "yazan" olarak ifade edeyim ki büyük üstatlara haksızlık olmasın.

    Yazarken herkesin ayrı bir üslubu oluyor, şüphesiz. Daha motive nasıl olacaksa o atmosferi yaratıyor yazan kişi. Siz de demek ki anlattığınız şekilde bir konfor ve konsantrasyon alanı yaratmışsınız kendinize. Daha önce müzik eşliğinde fotoğrafa bakmayı ve onun üzerine düşünüp sonrasında yazmayı hiç denemedim ama fikir çok hoşuma gitti. Denemek isterim. Bu tür bir başlangıçla bir öykü yazarsam da mutlaka size atıfta bulunacağım. 😊.

    Benim için sessiz bir ortam çay ya da kahve yeterli. Ama dram sayfası yazıyorsam eğer, sözsüz, enstrümantal, hüzünlü müzikler dinlediğim de olur. Öykülerimin birini Farid Farjad'ın Keman Ağlıyor" bestesini dinleyerek yazdım mesela. O öykümü her ne zaman okusam aynı müziği duyarım mutlaka.

    Yorgunluk kahvesine yüreği güzel insanların yorumları da eşlik ediyorsa kırk yıl hatırı olur,öyle değil mi Taner Bey.

    Kalınız sağlıcakla 😊🤚

    YanıtlayınSil