Kadıköy vapuru iskele almak için Karaköy iskelesine göz kırpıyor. İskele, yavuklusunu karşılamak için son hazırlıklarını yaptı. Az sonra bilmem kaç yüz tonluk gövdesini iskeleye emanet edecek. Sevincini yâri ile paylaşmak için evvela "ben geldim" düdüğünü çaldı. Sonra kapkara bir duman püskürttü. "Seni görünce içim ferahlıyor" dedi sanki. Usul usul iskeleye yanaştı. İskele yârini kucakladı. Ve sevgililer buluştular şimdi. Çımacı kalın halatlarla sevgilileri sıkı sıkı bağladı.

Binlerce, yüz binlerce kez gerçekleşen buluşma seremonisine tam karşıdan tanıklık ediyorum. Kavuşma anının izlerken en az onlar kadar ben de mutlu oldum. Onların tarihsel aşklarına sonsuz bir saygı duyuyorum. Epey bir zamandır bu aşk hikayesinin, bu tarihsel kavuşmanın kahramanlarının cinsel kimliklerini merak ediyordum. Vapur mu erkek, iskele mi kadındı? Cevap aradım. Bugün anladım ki, İskele kadındı. Kadim memleketimde yolunu gözleyen, yâri, sevgiliyi ve kocayı sabırla bekleyen hep KADINLAR olmuştur. İskele; yağmur, kar fırtına demez, hasretini taş eder, yüreğine gömer, sevgiliyi beklerdi. Vapur da erkek olmalı; çalışan, didinen, kadınından uzak yolculuklara, hasrete, fırtınalara, azgın dalgalara göğüs geren.. Kaygıya, telaşe, koşuşturmaya mahkum çoğu İstanbullunun görmezden geldiği lirik bir aşk hikayesiydi onlarınki. Su gibi gerçekti.

Mevsim sonbahar. Güneş, buğday sarısı tonlarındaki ışığını tarihi yarımada üzerine cömertçe bocalıyor. Sarayburnu sarıya çalan entarisini giymiş karşıda Galata Kulesine cilve yapıyor. Galata Kulesinin umuru değil, zatı alileri  tarih boyu bilinen tek yavuklusu Kız Kulesine kaçamak bir bakış fırlatıyor. Sarayburnu alındı. Bereket karşılıksız bu aşkın şahidi Galata Köprüsü araya giriverdi. Yarımadayı birbirine bağlayan köprü, komşusunu teselli ediverdi. 

Balık yakalamak, saatlerce aylak aylak olta nöbeti tutmaktan mesut bahtiyar olan Galata Köprüsü müdavimleri köprünün korkuluklarından oltalarını denize savuruyor. Ve fakat güz mevsiminin romantik hüznü balıkçı tayfasını hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Varsa yoksa akşam rakısına veyahut konu komşuya ama büyük bir çoğunluğu çoluk çocuğa aş olsun diye ciddi ciddi saatlerce ve sabırla oltaya gelecek balığı bekliyor. Balık mı? Elbette ister gönüllü ister gönülsüz o oltaya geliyor. Sekiz milyar yaşındaki şu canım dünyada hiç bir emek karşılıksız kalmıyor. 

Üç imparatorluğun başkenti canım İstanbul olana bitene kör, gününü gün ediyor. 

Köprünün korkuluklarına yaslanıp nefeslendi. Mavi suların derinliklerine dikkat kesildi. Hamiyet'in yüzünü görür gibi oldu. Kanı çekildi. Kalp atışlarının düzene girmesi beklerken bir parça rahatlayıp, sağ ve solundaki balıkçı tayfayı izledi. Herkes işini yapıyordu. Az önce o da yapması gerekeni yapmıştı.

- Bey amca oltan yoksa kalabalık yapma.

- Rastgele evladım. En çok ne tutuyorsun burada.

- Bir zahmet arkamdaki kovaya bakıver.

- Balık. Bir de ne çeşit olduğunu bilebilsem!


                      

İrice bir istavriti yakaladı, arkasına dönüp balık kovasındaki bıçağı görünce irkildi. Kendi bıçağı değildi bu. Sapındaki kırmızılığın kurumaya yüz tutmuş kan olduğunu fark edince korkudan dili tutuldu. Bir hamle kovanın üzerini yeleğiyle örttü. Az önce beni lafa tutan ihtiyar.. Bi dakka ya. İhtiyar, ulan ihtiyar nerdesin?

İhtiyar..İhtiyarlık müessesesi kutsaldır, asılsız bir dedikodu üzerine karısını öldüren sadri'ye olsa olsa canavar demek yerindeydi. Yirmi yıl verdiler caniye. Umuru olmadı. Namusunu temizledi, yattığı koğuşunda kıdem bile aldı kepaze. Öyle olması gerekirdi bu memlekette. Cezayı hemen keseceksin. Namussuz namusunu acilen temizlemeli, ak pak olmalıydı. Ayak takımı en afillisinden helal be demeliydi. Giden bir anne, bir eş bir kadın, bir insan olsa nafile. Pişman değilim dedi hakime, takım elbise giydiği için ceza indirimi aldı. Cezaevinde törenle karşılandı.

Bitmedi. Memlekette kadın katili yavşakların sayısı hafife alınası bir rakam değildi. Bedava kahraman olmak için sıraya girmiş kahpeler sanki. Savunmasız, güçsüz kuvvetsiz, geleneğe töreye kurban edilecek öyle çok kadın var ki. Sanırsın memleket film sahnesi gibi. Yıllardır aynı sahneyi oynayan, bu oyundan nemalanan binlerce pislik baş roldeydi. Devletimiz mi? Kendileri konuk oyuncu. İzliyor, arada bir o da küçük rolünü oynuyor. 

Annesinin ölümünü fırsat bilip cezaevi müdüründen bir günlük izin aldı. Bu defa gelen ihbar üniversite son sınıfta okuyan kızıyla ilgiliydi. Evine erkek atıyor dediler sadri'ye. Bir solukta kızının evine vardı. Kapıda katil babasını gören Hamiyet dirense de canavar ruhlu katil babasına engel olamadı. Üç bıçak darbesiyle yere devrildi. Son üç bıçak nefesini kesti. Yirmi yıl daha verdiler caniye. 

İki leşi var diye kral gibi muamele yaptılar it sadri'ye. Koğuş ağası kanatları arasına aldı caniyi. Biraz da kıskandı sadri'yi. "Benim bile bir leşim var ulan. Yiğit adammışsın vessalam. Mevzu budur arkadaşlar, karı kız kısmına göz açtırmayacan. Azıcık uzayıverseler, uzadığı yerden kesip koparacan".

Mevzu, Hamiyet ve annesinin namus kavramının ortak kurbanı olmaları değildi. Alt kültüre mâl olmuş namusumu temizledim kavramına tav olmuş, gözü dönmüş sadrinin tutkuyla değil, kadınların üzerinde kontrol sağlamak ve mülk gördüğünü elinde tutmak için öldüren bir katil olmasıydı mevzu bahis olan. Öyle ki bu durum kadim coğrafyada,  bilinen ve görülen duyulan tüm şiddet vakaları büyük resmin sadece küçük bir parçasıydı. İffet kadınlarda mahalle baskısı ve sıkı aile denetimiyle sağlanmaya çalışılan maalesef tek cinsiyetli bir özellikti bu topraklarda. Ve iffet sınırlarını aşan ya da aştığı düşünülen kişilerin kurban olma olasılığının arttığı, örneğin mevsimlik işçi olarak çalışan Ayşe’yi başka bir erkekle telefonda konuştuğu gerekçesiyle öldüren erkek arkadaşı ifadesinde haklı(!) bulundu bu kadim memlekette.

İki leşi var diye hediye olarak parlak Cüneyt'i sundular  sadri'ye. Ellerinden öptü, teşekkür etti koğuş ağasına. Güldü, gece renkli olacak be dedi sinsice. Cüneyt.. Özel gecelerin kurbanı zavallı bir transtı. Parayı bastıran C koğuşundan Cüneyt'e akla gelmedik zulümler yapardı. Herkesin zorla uyutulduğu gece, sadri usulca Cüneyt'in yatağına uzandı. Cüneyt gözlerini kapadı, olacaklara hazırdı. Pantolonunu sıyırırken köyünü hatırladı. Gözü gibi sakındığı, herkesten sakladığı bez bebeklerini gördü. En çok da Pelin isimli bebeğini özlediğini hissetti. Sık sık Cüneyt olmaktan kaçıp Pelin’e sığındığı geceleri.. Saçlarını sevgiyle tarar, anasının don yaptığı pazen kumaşından kalan parçalardan etek yapar, Pelin bebeğe şarkı söylerdi. Odun almak için kömürlüğe giden babası o gece bebek sepetini farketti. Ağzı, burnu, kolları ve bacakları morarana kadar dövdü Cüneyt’i.  O gün Cüneyt ölmüş, bedeni Pelin’e evrilmişti. Yıllarca gördüğü baba zulmüne dayanamayıp bir gece İstanbul’a kaçıverdiği, parasını ödemeyen müşterisini bir yumrukta yere serdiği geceye lanet okudu. Yere düşerken kafasını sehpanın köşesine vuran adam oracıkta ölmüştü. Pelin, yani Cüneyt için akılalmaz zulümlerin başladığı mahpus hayatı başlamıştı.

-İyiydi be Cüneyt?

-Sağol şekerim, sahi seninki ne ödülüydü?

-Karımdan sonra kızımı da öldürdüm.

- Hee. Niye ki?

- Namusumu temizledim. Orospuları kana buladım ya hu.

- E şimdi bir erkek becerdin. Bu hangi neyin namusu kavat?

- Ne diyorsun ulan it?

Cüneyt yorgun, bittik, umutsuz, hayatsız, onun bunun oyuncağı Cüneyt bir hamlede şişi sokuverdi sadri'nin göbeğine. Öyle böyle değil, sekiz on kere. Namus ha, namusu sizden mi öğreneceğiz ulan namussuz yavşaklar diye bağırırken koca koğuş atladı Cüneyt'in üzerine. Sadri, ölümle son randevusunda karısı ve Hamiyet'i gördü soğuk ve gri koğuşun tavanında. Gülüyorlardı sadri'ye. 

Sonra bir vapur alır, maviliklerde süzülerek Karaköy' e teslim eder sizi. Sol tarafınız İstanbul'un tarihi bankalar caddesi. Bir vakit ülkenin paralarının fink attığı finans merkezi. Yok, parayla işim olmaz derseniz ufak ufak adımlarla Galata Kulesine tırmanırsınız, tarihi Kule buyur eder sizi. Kuleden İstanbul' a bir de tepeden bakma arzusu kıpraşırsa içinizde, az mola verin Tıpkı şair Yahya Kemal Beyatlı gibi. Tepeden bakın aziz şehire. Kulak verince bu kadim kente, Hamiyet ve annesini ve hatta Cüneyt'in çığlıklarını duyar gibi olursunuz. Devletin koruyamayıp ölümün kucağına attığı binlerce kadının hikayesine,  hani o çoğu kez “pornografik” bir çarpıklıkla servis edilen, tüm çıplaklığıyla yıkıcı bir etkiye sahip olan; bu yüzden hepimizin bir süredir anlaşılır bir sebeple bakışlarını kaçırmaya çalıştığı, bizim gibi insanların (!) kesin kes hayatı ile ilgili olmayacağını düşündüğümüz, o “uzak“ gördüğümüz hikâyelere kulak kesilirsiniz belki de.. Tepeden Karaköy İskelesine de bakmayı ihmal etmeyin. Koca yürekli kadın sevdiğini bekler durur. Israrla, inatla ve sevgiyle..Kadına şiddetin ün yaptığı kadim ülkemde.


Not: Özel isim olsa dahi sadri'nin baş harfini büyük yazmadım. Değmez ite.. Hikayem kurgu olsa bile.

12 Yorumlar


  1. Bu ülkenin kanayan yarasını çok çarpıcı bir şekilde ele almışsınız Taner Bey. Bu hazin öyküyle epeydir öksüz bıraktığınız blogunuza güzel bir giriş yapmışsınız. Sizi tebrik ederim. Bizler bu satırları okurken bile içimiz dağlanırken fiziksel, psikolojik şiddete bizzat maruz kalan, bunları sineye çeken, ezilen, üzülen, ölüm korkusuyla yaşayan nice kadın var. Bir erkek olarak kurduğunuz empatiye, kadınlara duyduğunuz saygıya, sevgiye, konuya verdiğiniz öneme, vapur ve iskeleyi kodlayış biçiminize hayran kaldım. Lütfen yazmaya devam edin. En iyi dileklerimle 😊🤚

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Usta bir kalemden ne güzel sözler bunlar. Çok mutlu oldum Yıldız hanım. Çok teşekkür ediyorum. Bir parça tembellik yaptığım doğrudur. Ara vermemek adına gayret edeceğim. Eksik olmayın çok teşekkür ediyorum değerli vaktinizi ayırıp okuyup yorumladığınız için..

      Sil
  2. Süper olmuş, kaleminize sağlık 👏🏻👏🏻
    Bir çırpıda tüylerim ürpererek ve sadri'nin baş harfini neden küçük yazdığınızı merak ederek okudum. Ve sebebini de, hikayeniz kadar takdir ettim👍

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, çok zarifsiniz. Değer kattınız kıymetli yorumunuzla. Eksik olmayın. Selam ve sevgilerimi gönderiyorum size..

      Sil
  3. Taner'im , hikayeni okurken , ben de kendi kendime dedim ki, bak sadri nin baş harfini bilerek küçük yazmış, yorum yaparken belirteyim gözümden kaçmadığını diye düşündüm ama sonunda okudum ki sen de sebebi hikmetini belli etmişsin zaten. Enni be senin şu sahil kasabasındaki evin var ya hani bizimkine 80 km. uzaklıkta olan ( bitmez tükenmez hayalimiz be kardeş ), orda bence her hafta bir tane yazmak hatta belki de romanlaştırmak , zamanın geçişini ne güzel hale getirir kimbilir. Hafta sonu geldiğinde de senle tavlamızı oynayıp bitirip akşam rakılarımızı yudumlarken, hikayelerinin teatisini yaparız. Offf be şu bizim küçük ama çok büyük hayalimizi de yaz bir gün be kardeş....

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kıymetli kaynım haftaya benim yazlıkta bir kaç renovasyon var sen de yakınsın uğrayıver de beraber yapalım :)))

      Ahh benim güzel kalpli, yufka yürekli kardeşim. Şu koca dünyada yazlığı hakeden 10 kişilik liste yapsalar listenin ilk sırasında sen ve ben olurduk inan. Bu ödülü sonuna kadar hakeden. E maalesef bazı şeyler bize gelmiyor ya da zamanını bekliyor. Umut etmeye devam be Boram. Dakika 89 Almanya 2-0 önde. Ama İngilizler bırakmıyor, biz bitmedi demeden bitmez diyor iki dakikada 2 gol atıyorlar. Yani Boram biz bitmedi demeden bitmeyecek. O hayalimiz elbet bir gün gerçek olacak.  O yunus gelecek Boram gelecek. Gelmeyecek olsa görünmezd sen de gayet iyi hatırlıyorsun. A sabır benim koca yürekli dünya iyisi kardeşim. Dur ya haklısın ben şu olayı bir hikayeye evireyim. Valla güzel fikir.

      Sil
  4. Bu yazıyı okurken burnumun direği sızladı. Karaköy köprüsünden geçerken hayal ettim kendimi ☺️

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Derya hanım her zaman olduğu gibi çok zarifsiniz. Çokça teşekkür ediyorum kıymetli destekleriniz için. Blog dünyasının usta yazarlarından güzel sözler duymak aylardır hapis olduğumuz şu illet hastalık günlerine ilaç oluyor desem az kalır. Eksik olmayın. Selam ve saygılarımla..

      Sil
  5. İzmir'i seviyorum ama İstanbul ve vapurlar. Hikayenin konusundan ayrı vapurlara duyduğum özlem depreşti. Hele Eminönü....

    YanıtlayınSil
  6. Yaşadığımız toplumun kanayan yarası, namus cinayetlerindeki trajediyi gözler önüne seren harika bir öykü okudum. Özellikle iffetin tek cinsiyetli olmasına değinmeniz takdire şayan. Toplumun değer yargıları, devletin namusu temizlemek adına işlenen cinayetlere bakış açısı gibi daha pek çok konuya değinirken hayalinizdeki kadın erkek ilişkisini iskele ve vapurla eşleştirmeniz ilginçti. Aklıma denizcilere ithaf edilen "her limanda bir sevgili" deyişi gelmedi desem yalan olur:) Elinize sağlık.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çokça teşekkür ediyorum sevgili üstadım. Sanki çok az derdimiz varmış gibi bir de kadına şiddet gibi akla hayale gelmeyecek absürd bir belaya şahit olmak ne insanlığımızı ne de normal bir ruh hali bıraktı bizlerde. Dağ gibi ülke yıkıldı üstadım taş üstünde taş komadılar. Ne var ne yok her kazanımımızı gasp ettiler. Çok akşam karı koca delirecek gibi oluyoruz. Geride 20 ve 14 yaşında iki kız çoçuğun anne ve babası olarak hem yavrulamızın hem bizlerin hayallerini tarumar ettiler. Üç aydır yazamıyorum. Elim gitmiyor üstadım. Gram neşem ve huzurum kalmadı. Ramazan ayı gibi mübarek bir ayda dahi talanın dibini öğrenir olmanın tarifi imkansız acılarını yaşıyorum. Nasıl bir dönemdir kelimeler ile anlatılacak türden değil. Azıcık dertleştim sizinle hakkınızı helal edin. 80 'li yıllara gidiyorum ister istemez, mengeneye girmiş aklım kendini rahatlatmak maksatlı eski güzel günlere kaçıyor bir haber dahi vermeden. İyi yaptın diyorum rahmetli annem ve babamı anımsıyorum. İyi insan olmaya gayret edin evladım diyen babamın sözlerine gülümsüyorum. Her vakit aman kalp kırmayın diye ısrar eden annemin vakitsiz aramızdan ayrılışı ile 10 evladı ve eşinin kalbini kıran kadere söylendiğim ayaza çalan o kapkara Ankara gecesini tekrar yaşıyorum. Geçmiş ve gelecek arasında gel-git'ler yaşıyorum sevgili Mr.Kaplan. Gardım düşüyor zira tertemiz bir toplumun fabrika ayarlarına dönmesinin yıllar alacağı gerçeği ile yüzleşiyorum. Yapabildiğim, elimden gelen tek bir şey var. Onu yapıyorum. İyi birer insan olmaya gayret edin kızlarım. Karşınıza çıkabilecek sadri'lere karşı lütfen akıllı ve donanımlı olun. Dikkatli olun..

      Değerli vaktinizi ayırmışsınız eksik olmayın. En derin selam ve sevgilerimle.. Esen kalın üstadım..

      Sil