Geçtiğimiz hafta kızlarım İpek ve İrem ile bizleri ağırlayan; Gökova'dan Fatma ablam, kıymetli eşi Hüdai eniştem, kızları bitanecik yeğenlerim Gizem ve Gözde, Köyceğiz'den Nezaket ablam ve kıymetli eşi Ahmet eniştem, Nezahat ablam ve kıymetli eşi Hüseyin eniştem... Ege'nin incisi sahil kasabalarında inzivaya çekilmiş Ankara'nın dürüst ve çalışkan bugünün emeklileri. Rüya gibi tatilimizin biricik ev sahipleri. Çok seviyorum sizi. Varolun emi. 



Muğla Köyceğiz'de Keyifli Bir Akşam Yemeği


Çok yorgunum beni bekleme kaptan,
Seyir defterini başkası yazsın,
Çınarlı kubbeli mavi bir liman,
Beni o limana çıkaramazsın...
(Nazım Hikmet)

Sabahın ilk saatleri. Hafif hafif esen rüzgar arabamıza tatlı bir serinlik katıyor. Ardıç, karaçam ve sedir ağaçlarının keskin kokusu, çoktan uyku halinden sıyrılıp kendimize gelmemize yardımcı oluyor. Sabah kahvaltısı pür telaşında olan kuş sesleri dışında sessizlik ve huzurun zirve yaptığı ormanlık alanda; mitolojinin tanrısı Zeus' un ağacı diye bilinen Meşe, literatüre göre dünyada sadece Ege ve Antalya körfezinde kaldığı tespit edilen Servi ağaçlarını selamlayarak, sık orman manzarası arasında ısrarla bize ulaşmaya çalışan güneşin sevimli ışık oyunlarının eşliğinde Gökova' ya doğru süzülüyoruz.

Henüz satış kotamızı dolduramadık lafı ile büyülü dakikalara son veren bölge müdürüm Uğur' a esaslı bir azarı yapıştırıyorum. "Yarım saattir tanık olduğun bu doğa mucizesinden sonra bu mu geldi aklına? Bugün Pazar Uğurcum.. Bugün kuşlar misali özgürüz. İş, telaş, mail, mesaj yok. Bugün saçlarına bulaşsa günlerce çıkmayacak deniz kokulu Ege kıyılarına misafir olacağız. Sahil kasabalarının engin dinginliğinde kaybolacağız. Gün doğumunda kalkıp; sabahın sessizliğini bıçak misali yırtan balıkçı filikalarının homur homur motor seslerine kulak vereceğiz. Zerre telaşı olmayan, ağır ağır ekmek teknesini besmele ile açan; kahvehanede bir ayağı kaymış sandalyelerde günü öldüren, beden yaşı yetmiş, ruh yaşı kırkında, huzur yumağında kaybolduğunun farkında dahi olmayan bölgenin talihli insanları ile sohbet edeceğiz. Melisa kokuları yayılan kasabanın ara sokaklarında fink atacağız. Mavi beyaz badanalı evlerinin camlarından sarkmış, önceki günün kritiğini yapan kasabanın vefakar teyzelerine el sallayacağız. Dar sokaklarında top koşturan, şehirde dört duvar arasına sıkışmış çocukların yalnızlığına inat kavruk tenli kasabanın şen çocuklarının mutluluğunu fotoğraflayacağız. Akşam olunca yoksul balıkçı çardaklarında, küflenmiş oltasını bir kenara atmış ufak ufak demlenen balıkçıların çilingir masasına çörekleneceğiz. Günün son ışıkları vururken rakı kadehlerimize, güneşin denizi öperken yansıttığı kızıllık ruhumuzun aynası olacak"



Çiftlik Koyu

Sahil kasabalarını veyahut balıkçı köylerini her ziyaretimde; sonsuz özgürlüğün ve muhteşem doğanın hüküm sürdüğü Ege kıyılarının masmavi koylarına tutsak olmak istemişimdir hep.. Müebbet verseler itirazım olmaz. Sürgünlerin en güzelidir hele de mevsim baharsa. Bırakıp gitseler beni. Unutmuş olsalar bilhassa. Çok yoruldum zira. Şehirden, gerçeğinden ayırt edilemeyen sahte kimlikli insanlardan. Almaktan, satmaktan, hesap vermekten.. İnsan yenilmek için yaratılmadı der Hemingway İhtiyar Balıkçı kitabında. Bir yanım huzur, bir yanım hüzün dolu. Bir sahil kenarında, şöyle rüzgarın tam kıvamında estiği bir demde. Derdi tasayı rüzgarın kuyruğuna takıp yolcu etmeli mesela. 

Sahilde yağmur altında yürümektir bazen ihtiyacın olan tek şey aslında. Bugünlerde herkes gitmek istiyor bir sahil kasabasına. Öyle yanına almak istediği üç şey falan yok. Bir kendisi. Bu yeter zaten. Herkesi herşeyi götürdün demektir. Keşke kendini bırakıp gidebilse insan diyor Can Yücel usta yazısında. Açsam rüzgara yelkenimi, dolaşsam ben de deniz deniz, ve bir sabah vakti, kimsesiz bir limanda bulsam kendimi diyen Orhan Veli, apaçık anlatıyor beni mısralarında..
Uğur' un; "velhasıl müdürüm sen bundan böyle iflah olmazsın, "seni Ege hasreti basmış" lafına gülüyoruz. "Şöyle minik bahçeli, tek göz bir oda kafi" diyorum. Fazlasını istiyorsam namerdim"


Marmaris - İçmeler

Mükellef bir kahvaltı sonrası rotamız Toros dağlarının bittiği noktada Fethiye ve Dalaman arasında yer alan bakir ve eşsiz güzellikteki bakir koylara sahip Göcek.. Mavi gözlerin dahi kıskandığı mavilikteki Ege koylarına paralel yol alıyoruz. Akşam yemeğinde güveçte karides ve kalamarı ile meşhur Can restoranda olacağız. 




 Katrancı Koyu  - Fethiye 

Yol boyu molalar vererek enfes manzaranın tadını çıkarmaya gayret ediyoruz. Yol kenarında Kemal abinin minibüsten bozma mekanında demli çayımızı yudumluyoruz. Sekiz yıldır çay, tost ve köfte ekmek satarak geçimini sağlıyor Kemal abi. Ailesinden ayrılmış. Minibüsünde yatıyor kalkıyor. "Zor be abi"diyorum "Ne münasebet evlat "ıstırap desen değil, yokluk hiç değil tam aksine öylesine mutlu ki "buraların ağası benim" diyor. Mutluyum, ekmeğimi açık hava müzesi manzarasında kovalıyorum. "Sen kendi haline yan oğlum" diyerek patlatıyor kahkahayı. "Kölesi olmayın kimsenin, insan kendine yeter, para pul, makam mevki, peşinde isen zor. Kredi ile eve girdiysen yandın, şehrin göbeğine prangalandın mı bittin evlat" diyor. Çok imreniyorum Kemal abiye fakat bütün hayallerim tükeniveriyor, geçtiğimiz günlerde üniversite sınavına giren büyük kızım aklıma düşünce. Ne kadar doğru diyor Kemal abi; "prangalısın şehrin göbeğine" 

Göcek Can restorana kapağı atıyoruz. Bir parça yorgunuz. Gün batmak üzere. Kasabayı tatlı bir kızıllık kaplayıveriyor. Biz fotoğrafçıların bildik sözüdür, günün bu saatlerinde çekilen fotolara asla edisyon yapmazsın. Yapmaya gerek yok zira o anlar Tanrının doğal fotoshopudur bir bakıma. Günün altın saatleridir. Bas deklanşöre, harika fotolar alacağın garanti sakın korkma..


Zeytinyağlı mezeler ve sonrası güveçte karides geliyor. Sohbetimiz hayli derin. Birkaç dubleden sonra güzelleşiyoruz. "Kafayı fena halde bozdum ben Uğurcum" diyorum. "Ne vakit buluşacağım bu bakir koylarla?" 


Senin için bir araştırma yaptım müdürüm diyor Uğur; Şehirden Kaçanlar videosunu izlettiriyor. 


Engin abi anlatıyor. "İnsanlar kendi tercihlerini vermiyor, aile veriyor, devlet veriyor, herkes bir bakıma seni yönlendiriyor " diyor Engin abi. Hepsine birden "hasiktir" diyen buralara geliyor zaten diyor Engin abi, 6-7 genç ile komün yaşam hayat yaşıyor Kalkan' da. Kendileri üretiyor, kendileri tüketiyor.

Ekincik Koyu

Geniş bir gökyüzü, geniş bir dağ ve geniş bir orman.. Coğrafyanın insanların düşüncesine olan etkisine hayran oluyorsun, sonra doğa terbiye ediyor sizi. Bir süre sonra toprakla ve denizle, ormanla bütünleşiyorsunuz diyor. Gerisi malum. Buralı oluyorsun. 

Birkaç saat önce hayallerimi yıkan köfteci Kemal abiden sonra Engin abinin yaşam felsefesi rahatlatıyor beni. Çok net bir kelime afedersiniz "hasiktir" demek bu çileden kurtulmaya yetiyor yahu. Veya uzaktan öyle görünüyor. Davulun sesi hoş geliyor, davulun dibinde olmadıkça. 


Sonsuz katlı plazalarda deney ortamlarını andıran flüoresan ışıklı  hücre benzeri ofislerde bir ömür geçirmek mi, Engin abi ve Kemal abi gibi doğanın, denizin, huzurun ve dinginliğin kucağında "olanla yetinmeyi" kabul etmek mi? Karar bizim. 


Yunan bir balıkçı kasırga sırasında Neptunes' e şöyle seslenmiş: "Ey Tanrı, beni ister kurtar ister batır, ben dümenimi kırmadan dosdoğru gideceğim". 


Tepelerden değil bulutlardan, bulutlardan değil mavilikten, sana iniyorum. Sana geliyorum.


Umut diri tutuyor beni. Kim bilir? Belki bir gün..

14 Yorumlar

  1. Güzel manzaralar, güzel insanlar, güzel bir anlatımla birleşince çok lezzetli bir yazı çıkıvermiş ortaya. Yüreğinize sağlık Taner Bey 👍👏😊🤚

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yıldız hanım çok teşekkür ederim güzel yorumunuz için. eksik olmayın.

      Sil
  2. Hakkımda kısmında net olarak tarihlediğin ve adreslediğin kasabalara selam ve keşif turları bunlar sanırım ağabey. Aramızda 10 yaş kadar olmasına karşın emekliliğe dair hayallerini empati yetimi hiç de zorlamadan cam gibi gördüm ve artırıyorum keza küçük bir bahçe ve oda dahi olmaksızın yürüyüp gitmek aslında çok da radikal gelmiyor kulağa)) Umarım en kısa zamanda olmak istediği yerde olup mecburi yörüngelerden çıkıp sadece dönmek istediği yörüngede geometrik şekil gözetmeksizin dönen serdengeçtilerden olabiliriz. Bunun adı serden geçmek midir sere varmak mı, havlu atmak mıdır bayrak asmak mı acaba bilemiyorum. Artık kendi domatesimi ekme vaktimin geldiğini düşünmek bizi ablukaya almış şehirlerdeki gaileden, mücadeleden kaçmak mı, yaşlı hissetmek mi ya da. Kendi egoma karşı zaferler kovalamaksızın nasıl olacak yani bildiğim başka bişey yok ki kaç zamandır. Her alanda daha da üretken olabiliyor insan kendine ait zamanı yeteri kadar olduğunda. Bu önerme beni ceketimi alıp yollara döker mi? O kadar maçam var mı. Bakıyorum... Yok gibi şahsen)) Yalnız efendi ağabey, iyi bir iş kariyerin olmasını, sanatsal, yazınsal becerilerin olmasını, harika bir ailenin olmasını, çok düzgün beyefendi bir adam olmanı hepsini bir kenara koyarak senin adına samimiyetle sevindiğim nokta şu ki; nerde okudum ya da kimden duydun hatırlamıyorum "Hayatımızda en önemli iki gün vardır. İlki doğduğumuz yani artık var olduğumuz gün, diğeri ise amacımızı bulduğumuz gündür" diyor diyen kişi)). Yani belli ki sen edindiğin hobilerle ve ailevi ve de geleceğe dair amacını bulmuşsun. Tek bişey kalmış ıslık çala çala yürümek. Kendi amacıma dair nerdeyse zar atacak vaziyete geldiğim bu günlerde o eriştiğin kemale erişmeyi kendime de diliyorum. Saygılar, sevgiler (takip ettiğime göre artık ege yeşillikleri ile mezelenmiş rakı balık alacağımı buraya çentik attım ister hatırla ister hatırlama)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili genç dostum, takibe aldın, eksik olma fakat sana ulaşamıyorum. İsminle hitap ederek güzel bir teşekkür yazısı yazmak elzem oldu. Ama şayet bu yorumumu görür de sana ulaşabileceğim bir bilgi notu yazarsan ayrıca çok memnun olurum.

      Dostum yazdığım bloga, blog mahiyetinde cevap vermişsin. Ben kimim diye yazmak istersem sanırım senin şu olağanüstü yorumunu referans gösteririm inan. Beni bir çok dostumdan daha iyi analiz etme başarısını yakalayan kıymetli dostum, yorumladığın üzere durum ortada. Şehirden, keşmekeşten, sahte kimliklerden kaçma vakti geldiği aşikar. Özellikle benim yaşlarımdaki eş dostun tamamı böyle düşünüyor. Fakat sanıldığı kadar kolay bir durum değil. Evvela maddi olanaklar nedir? Çoluk çocuk gideceğin sessiz ve ıssız mekanı istiyor mu? Orada yatıp kalkacak mıyız? Elimiz bir iş tutacak mı? Bu sorulara cevap bulmak şart. Ama öncelikle para durumun müsait mi? Yoksa unut gitsin. Malum bölgelere belli bir birikimi olan, şehirdeki evini satıp orada sevimli bahçeli bir ev alan insanların arasında kaybolur gidersin. Yani keyiflerin gıccır olma ihtimali hayli düşük. Kafayı sokacak bir ev lazım. Senin bu şaheser analizlerini okuduğum günün ertesi yöneticilik yaptığım firmamda iş akdim fesih edildi. Firma küçülmeye gidiyor. Yani dostum sen ne plan program yaparsan yap , hayatın senin ile ilgili sürpriz planları var. Her şarta ve kurala hazırlıklı olmak mühim.

      Benden 10 yaş avantajlı olman senin elini güçlü kılıyor. Bugün bu hevesler sana sıkıcı da gelse, şayet özel sektörün kurbanı isen, bahsettiğin egolar zamanla ayaklarına pranga olacak, var gücünle p.ştların olduğu ortamlardan süratlen kaçıp gitmek isteğine haiz olacaksın. İleride bu girdaba gireceksen hazırlıklarını bugünden yapmanda fayda var. Pokerde ilk mimiği eli iyi olan yaparmış.

      Masadaki elim kare as olmasa da zaman zaman attığım blöfler ile kazanmayı bildim. Sanırım bu projeyi yola yordama koymasını becereceğim diye düşünüyorum. En azından bir yolum var. Bir umudum var. Bir iki seneye taşlar yerine oturur, emekli maaşımda devreye girerse oh ne ala. Genç dostum sözüm söz, madem takibe almışsın, sana en kallavisinden rakı balık masası donatmak bize büyük görev olmuştur.
      Ayrıntılar ile kafayı bozmadığımız şu basit hayatın sakin denizlerinde küçük bir sandal ile ciddi gezintiler yapabileceğimi düşünüyorum. Ben istersem olur. Gerisi hikaye.
      Keyifle kal dostum
      Gelirken kavun almayı unutma. Rakı ile iyi gider.

      Sil
  3. Ege`yi içime çektim okurken sayenizde. Sanırım Ege`ye gidip gelen, orda birkaç gün geçiren herkeste bir kaçma isteği uyanıyor. Kendimizden mi, kasvetli şehirlerden mi, hırslarımızdan mı bilinmez. Hayali bile güzel, ondan mı acaba? Hepimizin plan B`si, bir gün gidip azla yetinip yaşayıp gitmek... Engel olan yine biziz. Bahsi geçen şu konfor alanlarımız. Bahanelerimizi de yanımıza alırsak pek de kurtuluş yolu yok.
    Ne diyelim, umarım bir gün...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet içimize çekerek okumadan hissedilmiyor sevgili Semi. 48 yaşıma veda ettiğim geçen hafta bir kez daha anladım ki cennet bir vatanda yaşıyoruz. Kıymetini biliyor muyuz? Sanmam. Bulunduğumuz metropollerde nasıl kıymetini bilebiliriz orası büyükçe muamma. Sabahın kuşluk vaktinde uyanıp bakir koyların birinde bağdaş kurmuş güneşin doğuşuna tanık olamıyorsak, akşam rakı masasının en kıdemli üyesi deniz çipurası yakalamak için henüz yeni reçinelenmiş balıkçı sandalı ile denize açılamıyorsak, ikindi vakti güneşten nasibini almış çimleri sularken, çoluk çocuğu ve geçmişi anamıyorsak, gecenin sessizliğini yaran ateş böceklerinin seremonisi eşliğinde verandada sade bir kahve höpürdetemiyorsak o cennet köşelerinin kıymeti nasıl bilinir şahsen ben bilemedim. Maçı kazanmak için bilakis maçta olmak gerekmez mi? Gökova cennetinin ahalisi arasında yer alan 55 yaşındaki eniştem geçtiğimiz hafta şöyle demişti. "neden on sene daha önce gelemedim ?

      Konfor ve bahaneler adında bir film çekilse emin ol başrol oyuncusu kendimiz oluruz. Yıllarca nefis oynarız rolümüzü. Zira bu kafayla Aşiyan, Zincirlikuyu, Karacaahmet karanlıklarında parsel adıyla zor bulacak gelecek kuşaklar bizi. Oysa Likya yolunda, kelebekler vadisinde, İztuzu plajlarında kayboldu adamcağız dedirtmek varken..
      Karar bizim.
      Vakit yaratıp yorumladığın için teşekkür ederim, eksik olma Sevgili Semi.

      Sil
  4. Yazınızın tadı damağımda, ayrı bir mutluluk bıraktı yüzümde içimde :) Başka nasıl güzel anlatılırdı ki oralar, oralara gitme vakti gelinen insanlar...Dönüşte ayaklarımızın geri geri gittiği, yeter artık bıktım dediğimiz o anlar! Zaman bu zaman aslında ama yıllarımızı emekli olabilmek için harcadığımız bu son zamanları beklemek zorunda oluşumuz yıkıyor insanı. Emeklilik...emeğimizin karşılığı pek birşey etmesede bu sistemde...
    Emeğinize sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok yerinde bir tespit; emeklilik.. emeğimizin karşılığı olmayan sistemin mağdurları biz..
      Ve fakat sisteme mağlup olmamak elimizde.

      Geçtiğimiz hafta hayatımın belki de en kıymetli hediyelerinden birini aldım. Köyceğizin müdavimlerinden Nejat abi ve Yasemin ablanın misafirleri olduk. Nejat abi kendine minik bir tropikal orman yaratmış mütevazı ! bahçesinde. Lime limon ağacı ve minyatür nar ağacı hediye ettiler bu güzel insanlar bizlere. Nasıl mutlu oldum tahmin edemezsiniz. Bugünlerde eşimle gözümüz gibi bakıyoruz bu sevimli ağaçlara. 25 sene önce afedersiniz has...deyip Zonguldak'tan gelmişler Nejat abi ve kıymetli eşi cennet vatana. Altmışbeşine merdiven dayamış Nejat abi benden daha genç. Keyif ve huzur dolu zengin bahçesinde. Engelleri ve bahaneleri çöp yapmışlar, Köyceğize göçmüşler. Kuş sesleri ve yeşilliklerin arasında gün öldürmüyorlar tam tersine günü yaşıyorlar bu güzel insanlar. Tavsiye ediyorlar. Bahçelerinin hemen yanındaki çöpü işaret ediyorlar. At gitsin korkularını karşıdaki çöpe. Şu üç günlük dünyada çöp olmadan gitmek varken hele...
      Teşekkür ediyorum kıymet kattınız. Eksik olmayınız.

      Sil
  5. Harika yerler. Neşeniz ve mutluluğunuz daim olsun ailenizle. :) Fotoğraflar çok güzel.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim İrem hanım kıymet kattınız. Hepimizin neşesi bolsun inşallah. Selam ve sevgilerimle..

      Sil
  6. "Yarım saattir tanık olduğun bu doğa mucizesinden sonra bu mu geldi aklına? Bugün Pazar Uğurcum.. Bugün kuşlar misali özgürüz. İş, telaş, mail, mesaj yok. Bugün saçlarına bulaşsa günlerce çıkmayacak deniz kokulu Ege kıyılarına misafir olacağız. Sahil kasabalarının engin dinginliğinde kaybolacağız. Gün doğumunda kalkıp; sabahın sessizliğini bıçak misali yırtan balıkçı filikalarının homur homur motor seslerine kulak vereceğiz. Zerre telaşı olmayan, ağır ağır ekmek teknesini besmele ile açan; kahvehanede bir ayağı kaymış sandalyelerde günü öldüren, beden yaşı yetmiş, ruh yaşı kırkında, huzur yumağında kaybolduğunun farkında dahi olmayan bölgenin talihli insanları ile sohbet edeceğiz.

    Ne güzel ifadeler bunlar. Tadı damağımda kaldı. Tebrikler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İbrahim hocam çok memnun oldum beğendiğinize. Teşekkür ederim. Eksik olmayın.

      Dağların denize paralel olduğu kadar umut ve hayallerimiz yaşadığımız hayata paralel gidemiyor şu kadim memleketimde. bahaneleri ve korkularımızı yenmeyi öğrenmeye gayret ettiğimiz günler bu günler. Çok fazla barutumuzun kalmadığı günümüzde, doğru hamleyi yapacak zamanlara gelinmesi ümidiyle..

      Sil
  7. Taner Bey merhaba. Gerçekten çok usta bir anlatımınız var. Tebrik ederim sizi. Sayenizde o Ege kasabaları, sahil kenarı ağaçlar gözümün önünde canlandı. Gitmiş kadar oldum. Ayrıca mitolojiye çok meraklıyımdır. Bu nedenle Zeus'a vurgu yaparak meşe ağacını anlatmanız da ayrıca keyifliydi benim için. Konuya gelirsek, "Sonsuz katlı plazalarda deney ortamlarını andıran floresan ışıklı hücre benzeri ofislerde bir ömür geçirmek mi" Tabii ki HAYIR! Ben bundan birkaç yıl önce İstanbul'un merkezinden işi bırakıp, tası tarağı toplayıp uzaklaştım. Bu bahsettiğiniz şeyi, kısmen de olsa başardım. Şu an Silivri'deyim. Trafik yok, kışın gürültü yok. Hava temiz, ağaçlar var, can çekişiyor olsa da şimdilik girip yüzebildiğimiz bir deniz var. Dolayısıyla İstanbul'un göbeğinde olanlardan daha şanslıyım. Ama günün birinde Ege'ye Akdeniz'e yerleşmeyi çok isterim tabii. Oraların yeri çok ayrı. İmkanınız varsa gitmenizi şiddetle tavsiye ederim size. Bir şeyleri beklemeyin. Zira ömürler bitiyor, zaman hızla geçiyor. İnsan bir şekilde geçinebilir ama giden zamanı geri getiremez. İsteyen herkesin bu sömürü ortamı büyük şehirlerden kurtulması dileklerimle diyeyim... Çok keyifli bir yazı kaleme almışsınız teşekkürler.

    YanıtlaSil
  8. Silivri dahi olsa şehirden kopan bir dosta tanık olmak şimdi daha bir güç verdi bana Gülhan hanım. Silivri'yi çok severim. Küpeşte Bar'ın ne güzel anıları vardır vardır gençlik yıllarımda. Siz başlangıcı yapmışsınız, başarmışsınız. Ege ve Akdeniz'de olur günün birinde. Mühim olan ilk adımı atmak değil mi? Ömür bitmeden, el ayak tutarken..

    Kolay olmadığı kesin. Dün memleketin karanlığa batmaya doğru emin adımlarla gittiği hoş bir Cuma sabahında yöneticisi olduğum firmam iş akdimi fesih etti. Artık kıdemli işsizlerden ordusunun bir üyesiyim. Bir kere bu sınavı vermiştim. İnsan kaç defa sınanır yaşanılası zul bu hayatta. Nasip diyelim. Önceki hafta Ege hayalleri kurarken bugün sağlam bir yumruk geliyor hiç beklemediğiniz anda sol yanağınıza.

    Herşey bizler için olsa gerek Gülhan hanım. Bu günler de geçecek diye umuyor ve güçlü kalmaya inat ediyorum. Yarın, anarken güleceğimiz günler bu günler.

    Her zaman olduğu gibi değerli yorumlarınız ile kıymet kattınız. eksik olmayın emi.

    YanıtlaSil